Bir sığır dişi, binlerce yıl sonra bir yolculuğun tam krokisini vermez. Ama Hollanda'daki Swifterbant yerleşimlerinden gelen dişler, MÖ beşinci binyılda hayvanların yerinde durmadığını söylüyor. Bazen bir hayvanın ağzında kalan iz, insanların kendi belgelerinden daha dürüst bir başlangıç noktası olabiliyor.
6 Eylül'de yayımlanan çalışma, S3 ve S4'ten sığır, domuzgiller ve koyun kalıntılarını inceledi. Araştırmacılar dişlerdeki stronsiyum, oksijen ve karbon izotoplarına baktı. Diş büyürken çevrenin kimyası içine yerleşiyor; ölçümdeki değişim de hayvanın hayatı boyunca farklı yerlerde bulunmuş olabileceğini gösteriyor.
Sonuç tek tip bir sürü düzeni anlatmıyor. Orman otlatmasıyla ilişkilendirilen bazı hayvanlarda yerel olmayan stronsiyum değerleri var. Taşkın ovasında otlayanların çoğu ise yerel görünüyor. Üstelik birkaç hayvanın yaşamı boyunca birden fazla kez hareket ettiğine işaret eden değişimler saptanmış.
Bu küçük ayrımın ağırlığı büyük. Erken çiftçiler hakkında konuşurken gözümüz hemen tarla, kulübe ve yerleşime gider. Oysa hayvan, besin deposu olmanın yanında ilişki taşıyan bir varlık olabilir. Bir sürünün hareketi, toplulukların birbirini tanıdığını, hayvan değiş tokuş ettiğini ya da mevsimlik kararlar verdiğini düşündürebilir. Araştırmanın güvenle söylediği şey bu ağların izini gördüğümüzdür; kimin kiminle hangi şartta anlaşma yaptığını söylemiyor.
Tam da burada geçmişe bakmanın terbiyesi başlıyor. Bir izotop ölçümü insan niyetini okumaz. Elimize ticaret güzergâhı, aile ağacı ya da eksiksiz bir göç hikâyesi vermez. Fakat sessizce şunu bozar: İlk çiftçi topluluklarını kapalı, hareketsiz ve birbirinden kopuk küçük adalar gibi düşünme kolaylığını.
Bilimin kuvveti bazen büyük cevabı vermesinde değildir. Bir dişin içine sıkışmış farkı görünür kılar, ardından doğru soruyu büyütür. Swifterbant hayvanları da bize bunu hatırlatıyor: Geçmişteki bağlar önce yazıyla kurulmadı. Bazen bir hayvanın yürüdüğü yerde kuruldu.