Avrupa'nın hava savunmasındaki yeni açık füze sayısından önce ekranda başlıyor. Küçük ve ucuz bir dron, Moldova ile Romanya hava sahasında dolaşıp sivil uçuşları durdurabiliyor; savaş uçaklarını havalandırıyor, fakat hangi sensörün gördüğü izin güvenilir olduğuna dair karar yine saniyeler içinde verilmek zorunda kalıyor. Pahalı silahların ucuz hedeflerle sınandığı biliniyordu. Şimdi asıl sınavın veri ile karar arasındaki zincirde olduğu görülüyor.
8 Eylül'deki olay bu yüzden sıradan bir sınır ihlali sayılamaz. Moldova makamları hava sahasını geçici olarak kapattı. Romanya'daki NATO hava polisliği unsurları harekete geçti. Moldova polisi daha sonra düşen aracın parçalarını incelemeye aldı; aracın tipi ve taşıdığı yük hakkındaki teknik değerlendirmenin sürdüğünü bildirdi. Fail, model ve uçuş amacı soruşturma tamamlanmadan kesinleştirilemez. Fakat olayın siyasi sonucu şimdiden açık: Bir dronun belirsiz rotası iki ülkenin askerî ve sivil karar sistemini aynı anda çalıştırdı.
Ucuz hedef, pahalı belirsizlik
NATO İletişim ve Bilgi Ajansı'nın 9 Eylül'de açtığı karşı-drone veri yarışması tam bu zayıf noktaya yöneliyor. Radar, radyo frekansı algılayıcısı, kamera ve akustik sistemlerden gelen parçalı verinin tek bir hava resminde birleştirilmesi isteniyor. Kurum, üniversite ve şirketlere gerçek operasyonel veri açacağını; yapay zekâ destekli çözümler için toplam 100 bin avroluk ödül vereceğini açıkladı.
Rakam küçük, mesele büyük. Çünkü küçük bir hedefi görmek ile onu teşhis etmek aynı şey değildir. Teşhis ile ateş kararı da aynı şey değildir. Sınır hattında uçan araç sivil trafiğe, yerleşime veya müttefik hava sahasına yaklaştığında yanlış alarmın maliyeti yükselir; gecikmenin maliyeti de yükselir. Avrupa'nın ihtiyacı yalnız daha fazla radar ya da önleyici değil, farklı ülkelerin sensörlerini ve angajman zincirlerini aynı hızda konuşturabilmektir.
NATO'nun temmuz ayında beş yılda karşı-drone kapasitesi ve eğitimine 40 milyar doların üzerinde yatırım açıklaması, kaynak iradesinin bulunduğunu gösteriyor. Ancak bütçe, ortak veri standardını kendiliğinden üretmez. Her ülke kendi ekranını, yazılımını ve hukukî eşiğini korursa ittifakın gökyüzü teknik olarak izlenir, siyaseten parçalı kalır.
Türkiye için soru sistemin içinde
Türkiye bu tartışmanın kenarında değildir. Karadeniz'e açılan hava sahası, yoğun sivil trafik, kritik enerji ve ulaşım altyapısı aynı risk tablosunun parçalarıdır. Ankara'nın güçlü olduğu platform üretimi önemlidir; fakat dost, şüpheli ve düşman izi arasında ortak sınıflandırma yapamayan bir ağda platform üstünlüğü tek başına yeterli olmaz. Türkiye'nin sanayi payı kadar veri standardında, test düzeninde ve karar protokolünde söz sahibi olması gerekir.
Aktörlerin teşvikleri burada ayrışıyor. Sınır ülkeleri daha hızlı angajman ister. Büyük müttefikler yanlış tırmanmayı önleyecek kesin teşhis arar. Savunma şirketleri kendi sistemlerinin merkezde kalmasını, komutanlar ise farklı ürünlerin aynı resme veri vermesini ister. Bu çıkarların kesiştiği yer yeni bir silah değil, güvenilir ve denetlenebilir bir komuta mimarisidir.
Avrupa'nın karşı-drone hesabı artık bir mühimmat hesabından ibaret değil. Hangi sensörün verisine güvenileceği, o verinin müttefikler arasında ne hızla paylaşılacağı ve ateş kararının hangi siyasî sorumlulukla alınacağı belirlenmeden milyarlarca dolarlık yatırım parçalı ekranlar üretir. Gökyüzündeki küçük hedef büyüdükçe, ittifakın cevaplaması gereken soru da sertleşiyor: Ortak hava sahası gerçekten ortak bir karar alanı mı?