Murat Bey

Yazarlar / Murat Bey

Murat Bey

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Merak, gizli tarih ve büyük anlatılar yazarı

Yazarın tüm yazıları

Güneşi Koruma Yasası mı, zamanı kontrol yasası mı?

Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi, yılda iki defa saat değiştirilmesine son verecek Sunshine Protection Act’i 308’e karşı 117 oyla kabul etti. Adı güzel: Güneşi Koruma Yasası. İnsan ilk duyduğunda dünyanın en doğal kararlarından biri alınmış gibi düşünüyor. Kim güneşin korunmasına karşı çıkabilir?

Fakat biraz durup kelimelere dikkat edelim. Güneşi korumuyorlar. Gün ışığını çoğaltmıyorlar. Kış günlerini uzatmıyorlar. Yalnızca karanlığın hangi saate bırakılacağına karar veriyorlar.

Üstelik tercih edilen sistem, insan bedeninin güneşle daha uyumlu olduğu standart saat değil. Kalıcı hale getirilmek istenen, akşamları daha uzun aydınlık sağlayan yaz saati. Tasarı Temsilciler Meclisi’nden geçti; yasalaşması için şimdi Senato’nun onayı gerekiyor.

Bana sorarsanız burada anlatılmayan bir taraf var. Çünkü mesele yalnızca duvardaki saatin bir daha ileri geri alınmaması değil. Asıl mesele, milyonlarca insanın ne zaman uyanacağına, ne zaman çalışacağına, ne zaman alışveriş yapacağına ve ne zaman uyuyacağına kimin karar verdiği.

Güneşin korunmaya ihtiyacı yok

Sunshine Protection Act ismi başlı başına dikkat çekici. Siyasi kararlar bazen içeriklerinden önce adlarıyla kazanırlar. Bir düzenlemeye “Güneşi Koruma” adını verdiğiniz anda karşı çıkan kişi karanlığı savunuyormuş gibi görünür.

Oysa ortada korunan bir güneş yok. Sabahın bir saatlik aydınlığı akşama taşınıyor. Kâğıt üzerinde basit görünen bu değişimin kazananları ve kaybedenleri aynı değil.

Sabah erkenden okula giden çocuk için daha uzun karanlık var. Gün doğmadan işe koyulan çalışan için daha uzun karanlık var. Bedenini doğal ışıkla uyandırmaya çalışan insan için daha uzun karanlık var.

Buna karşılık akşam saatlerinde mağazalar, lokantalar, eğlence yerleri, spor alanları ve açık hava ekonomisi için daha uzun aydınlık var. İnsanlar işten çıktıktan sonra eve kapanmak yerine dışarıda biraz daha fazla zaman geçiriyor. Daha fazla geziyor, daha fazla alışveriş yapıyor, daha fazla tüketiyor.

Bunların hiçbiri tek başına kötü veya gizli değil. Fakat bir tercihin herkese eşit fayda sağladığı anlatılıyorsa önce bedeli kimin ödediğine, getiriyi kimin aldığına bakmak gerekir. Bedenin istediği sabah ışığı değil de ekonominin istediği akşam ışığı niçin kalıcı hale getiriliyor? Asıl soru budur.

Doktorlar başka, ekonomi başka saat istiyor

Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi de yılda iki kez yapılan saat değişikliğinin kaldırılmasını savunuyor. Fakat önerdiği çözüm kalıcı yaz saati değil, kalıcı standart saat. Çünkü sabah ışığı insanın biyolojik ritminin ayarlanmasında önemli bir yere sahip.

Yani tartışmanın iki tarafı da “Saatleri artık değiştirmeyelim” diyor. Ayrıldıkları nokta, hangi saatte kalacağımız. Beden sabah ışığını istiyor. Ekonomi akşam ışığını istiyor. Siyaset ise bunlardan birini bütün ülkenin doğru saati ilan ediyor.

Bu kadar büyük bir tercihin yalnızca vatandaşın saat ayarlama zahmetini ortadan kaldırmak için yapıldığına inanmakta zorlanıyorum. Telefonların, bilgisayarların ve akıllı saatlerin kendilerini otomatik olarak güncellediği bir çağdayız. Milyonlarca insanın düzenini değiştirecek yasanın temel gerekçesi gerçekten duvar saatini yılda iki kez çevirmek olabilir mi?

Belki de insanların şikâyeti, daha büyük bir ekonomik tercihin toplum tarafından kolayca kabul edilmesini sağlayan kullanışlı bir kapıdır. Komplo için her zaman gizli bir odada toplanan insanlar gerekmez. Bazen herkes kendi çıkarını takip eder ve ortaya merkezden tasarlanmış gibi işleyen bir düzen çıkar.

Daha önce denendi, sonra unutuldu

İşin daha ilginç tarafı, Amerika’nın kalıcı yaz saatini ilk kez denemiyor olması. 1973 enerji krizi sırasında benzer bir karar alındı ve uygulama 1974 yılının başında başladı. İlk anda halkın büyük bölümü fikri destekliyordu. Daha fazla akşam ışığı, daha az enerji tüketimi ve daha düzenli bir hayat vaat ediliyordu.

Sonra kış geldi. Çocuklar karanlıkta okula gitmeye başladı. Sabah yollarındaki riskler görünür hâle geldi. Kâğıt üzerinde parlak duran karar, insanların gerçek hayatına değdiğinde desteğini hızla kaybetti. Kalıcı yaz saati denemesi bir yılını bile dolduramadan geri çevrildi.

Şimdi, yarım asır sonra, aynı fikir yeniden “Güneşi Koruma” adıyla önümüze geliyor. Bir ülke daha önce deneyip vazgeçtiği bir düzeni niçin yeniden dener? Şartlar değiştiği için mi? Ekonomik çıkarlar daha güçlü hâle geldiği için mi? Yoksa toplumların siyasi hafızası, aynı kararın yeni bir ambalajla tekrar sunulmasına yetecek kadar kısa olduğu için mi?

Tarih bazen aynen tekrarlanmaz. İsmini değiştirir, yeni bir slogan bulur ve kendisini ilk kez yaşanıyormuş gibi gösterir.

Saati kim icat etti, saat kimi terbiye etti?

İnsanlar binlerce yıl boyunca günü güneşin hareketine göre yaşadı. Öğle, güneşin gökyüzünde en yüksek noktaya ulaştığı andı. Bir kasabanın saatiyle başka bir kasabanın saati arasında birkaç dakikalık fark bulunması kimsenin hayatını altüst etmiyordu.

Demiryolları yaygınlaşınca bu düzen sorun olmaya başladı. Trenlerin aynı çizelgeye göre hareket etmesi, ticaretin hesaplanması ve uzak şehirlerin birbirine bağlanması için ortak zamana ihtiyaç vardı. ABD Ulaştırma Bakanlığı’nın tarihçesine göre demiryolları 1883’te dört bölgeli ortak saat düzenini benimsedi. Standart saat önce ulaşımın, ardından devletin ve ekonominin temel altyapılarından biri hâline geldi.

Fabrika düzeni bu dönüşümü daha da ileri götürdü. İnsan artık güneş doğduğunda değil, vardiyası başladığında çalışıyordu. Gün batınca değil, mesaisi bitince eve dönüyordu. Saat yalnız zamanı gösteren bir araç olmaktan çıktı; insan davranışını düzenleyen görünmez bir yöneticiye dönüştü.

Bugün bu yönetici cebimizde taşıdığımız telefona yerleşmiş durumda. Toplantı bildirimi geliyor, kalkıyoruz. Uygulama hareket etmemizi söylüyor, yürüyoruz. Akıllı saat uyku kalitemizi puanlıyor. Takvim ne zaman boş olduğumuzu, işveren ne zaman çalışacağımızı, platform ne zaman çevrim içi kalmamız gerektiğini belirliyor.

İnsanlık zamanı ölçmek için saat yaptı. Sonunda saat insanı ölçmeye başladı. Bu nedenle kalıcı yaz saati tartışmasını küçük bir gündelik kolaylık meselesi olarak göremiyorum. Ortak saat, modern toplumun işletim sistemidir. O saate müdahale eden güç, milyonlarca insanın günlük davranışına da müdahale eder.

Türkiye bu hikâyeyi uzaktan izlemiyor

Türkiye yıllardır saatleri mevsime göre değiştirmiyor. Bu yüzden Amerika’daki tartışma bize yabancı değil. Akşamları gün ışığından daha uzun yararlanmak birçok insanın hoşuna gidiyor. Fakat kış sabahlarında, özellikle ülkenin batısında, karanlıkta okula ve işe gitmek de aynı kararın parçası.

Bir tarafta İstanbul’un sabahı, diğer tarafta Türkiye’nin doğusundaki şehirlerin güneşi var; fakat herkes aynı resmî saate uymak zorunda. Haritadaki tek saat, gökyüzündeki tek zamanı yaratmıyor.

Bir karar Ankara’da veya Washington’da tek cümleyle alınabilir. Fakat o karar her şehirde, her mahallede ve her bedende farklı yaşanır. Devlet ortak bir saat ilan eder; güneş ise bu karardan habersiz biçimde kendi yoluna devam eder. Belki de iktidarın en görünmez biçimlerinden biri budur: Doğal olmayan bir düzeni, başka türlü yaşamak mümkün değilmiş gibi kabul ettirmek.

Sıradaki saat algoritmanın saati olabilir

Bugün ortak zamanı parlamentolar belirliyor. Yarın bunu algoritmaların yapmayacağından emin miyiz? Trafik yoğunluğu, elektrik tüketimi, alışveriş hareketleri, uyku verileri, iş yeri performansı ve telefon konumları aynı sistemde toplandığında bir şehir için “en verimli” uyanma ve çalışma saati hesaplanabilir.

İlk bakışta son derece mantıklı görünür. Trafik azalır, enerji daha dengeli kullanılır, mağazalar daha uzun açık kalır. Fakat verimlilik hesabında insanın yeri nedir?

Algoritma, sabah karanlığında uyanan bir çocuğun huzursuzluğunu nasıl ölçecek? İnsanların aileleriyle geçirdiği zamanın değerini hangi haneye yazacak? Daha fazla alışveriş yapılan bir akşamı toplumsal başarı sayarken, daha az uyunan bir sabahı hangi maliyet kalemine koyacak?

Büyük kontrol sistemleri çoğu zaman baskı görüntüsüyle gelmez. Kolaylık, güvenlik, tasarruf ve verimlilik vaatleriyle gelir. İnsanlara emir vermek yerine en mantıklı seçeneğin zaten bu olduğunu söyler.

Belki de “Güneşi Koruma” adının içimi kurcalamasının nedeni budur. Güneşten söz eden bir yasa, gerçekte milyonlarca insanın ortak ritmini yeniden düzenliyor. Bize kolaylıktan bahsediliyor; fakat tercihin ekonomik, biyolojik ve siyasi tarafları aynı açıklıkla anlatılmıyor.

Ortada gizli bir saatçiler örgütü bulunduğunu söylemiyorum. Buna ihtiyaç da yok. Devletin düzen arzusu, ekonominin akşam ışığı isteği ve teknolojinin insan davranışını ölçme iştahı aynı yönde buluştuğunda zaten yeterince büyük bir yapı ortaya çıkıyor.

Saat artık ileri veya geri alınmayabilir. Fakat asıl soru yerinde duruyor: Biz gerçekten kendi zamanımızda mı yaşıyoruz?

Güneş doğuyor, beden uyanmak istiyor, sistem işe çağırıyor. Duvardaki saat ise sessizce durup bunların hepsinin aynı şey olduğunu söylüyor.

Murat Bey yazılarından devam et

Tüm arşivi aç