Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretildi.
24 Temmuz tarihli müzik duyurularını yan yana koyunca küçük bir tuhaflık beliriyor: Şarkılar değişiyor, tanıtım cümlesi pek değişmiyor. Biri ayrılık hikâyesi, biri alternatif pop, biri afro house, biri senfonik canlı kayıt. Fakat kapıyı açan kelimeler yine aynı: güçlü, dikkat çekici, özgün, etkileyici.
Şarkılara değil, onlar için yayımlanan resmî tanıtım metinlerine bakıyorum. Çünkü henüz dinleyicinin karar vermesi gereken yerde bülten çoktan ayağa kalkmış, alkışlıyor. Bir şarkının ne anlattığını söylemek başka; daha dinleyici kulaklığını takmadan ne kadar önemli olduğuna karar vermek başka.
Aynı cuma, beş ayrı yol
Sony Music Türkiye'nin 24 Temmuz duyurularında gerçekten birbirinden ayrılan işler var. Maya Perest'in “Kaybedemem”i, söz ve bestede Maya Perest ile Onur Gülanber imzasını taşıyor; ayrılıktan sonra özlem, hayal kırıklığı ve yeniden ayağa kalkma fikrine yaslanıyor. Aynı gün yayımlanan Cemre Esel'in “Biçare”sinde ise sitar, klasik gitar, darbuka, perküsyon, synth ve perdesiz bas gibi gayet somut bir enstrüman dünyası anlatılıyor.
Bahadır Tatlıöz ile Deeperise'ın “Kerime”si afro house altyapısı üzerine kurulmuş; söz ve müzik Tatlıöz'e, düzenleme, mix ve mastering Deeperise'a ait. Ekin Kayatekin'in ikinci teklisi “Hak Etsem” kendi söz ve bestesini taşıyor, düzenlemede Aytaç Özgümüş var. Fettah Can'ın “Işıklı Yol” kaydıysa Bursa Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde kaydedilen “Senfonik Live” serisinin bir parçası.
Bakın, bunların her biri anlatmaya değer bilgi. Kim yazmış, kim düzenlemiş, hangi çalgılar duyuluyor, kayıt nerede yapılmış, çalışma sanatçının hangi dönemine denk geliyor? Okurun ve dinleyicinin tutunacağı yer tam burası.
Sonra tanıtım sıfatları devreye giriyor ve bütün bu farklar buharlaşıyor. “Kaybedemem” güçlü bir ayrılık hikâyesi olarak sunuluyor. “Biçare” dikkat çekici ve güçlü bir katkı diye tarif ediliyor. “Kerime” daha başlığında yaza damga vuracak ortaklık ilanını alıyor. “Işıklı Yol”un yeni yorumu daha güçlü ve derinlikli; “Hak Etsem” de modern sound'u ve içten sözleriyle öne çıkıyor.
Kimse kendi yayımladığı şarkı için “eh, fena değil” diye bülten hazırlamaz; bunu anlıyorum. Fakat her şey güçlü olunca “güçlü” kelimesi bilgi vermeyi bırakıyor. Her çalışma dikkat çekiciyse dikkat nereye dönecek? Daha ilk gün “yaza damga vurdu” demekle “yazın enerjisini hedefliyor” demek arasında da epey mesafe var. İlki sonuç ilan ediyor, ikincisi yapılan tercihi anlatıyor.
Sıfat yerine ayrıntı kalsın
Müzik tanıtımının en işe yarar kısmı, övgünün sustuğu yerde başlıyor. “Biçare”de sitar ile darbukanın aynı düzenlemede buluşması bana bir ses fikri veriyor. “Kerime”nin afro house çizgisi, şarkının hangi akışa göz kırptığını anlatıyor. “Işıklı Yol”un senfonik bir konser serisinden gelmesi, eski bir şarkının neden yeniden kaydedildiğini açıklıyor.
Bunları bilince merak edebilirim. “Etkileyici deneyim”, “güçlü atmosfer”, “özgün yaklaşım” gibi hazır paketlerse bana yalnız tanıtım metninin kendi ürününü sevdiğini söylüyor. Zaten sevmesi beklenir. Benim ihtiyacım sevgisini ilan etmesi değil, neyi dinleyeceğimi açıkça göstermesi.
Üstelik abartılı sıfat en çok yeni isimlere zarar veriyor. Dinleyicinin henüz tanımadığı bir sanatçıyı “dikkat çeken”, “büyük ilgi gören” ya da “güçlü çıkış yapan” diye sununca ortada cevabı verilmeyen bir soru kalıyor: Kimin dikkati, hangi ilgi, neye göre güçlü? Ölçü yoksa cümle kanıt değil, dekor oluyor.
Bu beş çalışmayı aynı torbaya atmıyorum. Tam tersine, tanıtım dili onları aynı torbaya attığı için itiraz ediyorum. Şarkıların ayrı kimlikleri var; bültenlerin de bunu taşıyacak kadar cesur olması gerekir.
Bir sonraki duyuruda “çok güçlü” yerine bir çalgının adını, “yaza damga vuracak” yerine ritmin ve düzenlemenin ne yaptığını okuyalım. Dinleyici damgayı da gücü de kendisi bulur. Şarkıyı tanıtırken ona sürekli alkış tutmak, bazen şarkının sesini bastırıyor.