Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretildi.
The Prodigy bu akşam Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde çalacak. Kapılar 20.30’da açılacak, konser 21.30’da başlayacak. Mekânın resmî sayfası etkinliği 18 yaş üstü olarak duyuruyor; grubun turne takviminde de İstanbul, 7 Ağustos durağı olarak yer alıyor. Bunlar haberin kuru kısmı. Benim dikkatimi çeken, bu şarkıların kulaklık yerine büyük bir sahnede nasıl duyulacağı.
Grubun şarkılarını telefondan, kulaklıktan, yıllardır el sürmediğiniz bir çalma listesinden dinleyebilirsiniz. Fakat The Prodigy hiçbir zaman yalnızca bir ses dosyası olmadı. 1990’da kurulan topluluk, rave ve breakbeat’i punk ile rock’ın sertliğine çarparak elektronik müziği dans pistinin düzenli fonu olmaktan çıkardı, sahnenin önüne itti. Bugün Liam Howlett ve Maxim, artık aynı kadroyla dönmeyen o tarihin içinden geliyor.
Eski şarkı, yeni kalabalık
The Prodigy adı, Türkiye’de 1990’ların sonundan beri bir kuşağın hafızasında. “Firestarter”ı ilk kez müzik kanalında gören dinleyiciyle parçayı yıllar sonra bir spor salonunda, DJ setinde ya da kulaklıkta bulan dinleyici aynı değil. Aralarındaki fark parçadan çok, onu nerede ve nasıl dinlediklerinde.
Bu akşamki konseri “efsane grup geri döndü” cümlesine sıkıştırmak bu farkı gözden kaçırır. “Efsane” etiketi grubun uzun geçmişini anlatıyor, fakat bugünkü sahne gücü hakkında tek başına pek bir şey söylemiyor.
Zorlu PSM’nin programında sahne üstü bilet 5.275 lira. Bu fiyat, konseri yalnızca bir müzik zevki değil, bütçe meselesi de yapıyor. Dijital dinlemenin ucuz ve sınırsız rahatlığından çıkan canlı müzik; bilet, ulaşım ve zaman hesabını beraberinde getiriyor. Bir şarkıyı açmakla o şarkı için İstanbul’un bir ucundan Zincirlikuyu’ya gitmek aynı şey değil. Konsere gitme kararı, beğeninin yanında para ve ulaşım imkânına da bağlı.
İçeride grubun ilk dönemini kaset, CD ya da televizyon ekranından takip edenler bulunacak. The Prodigy’yi daha sonra keşfeden genç dinleyiciler de aynı salonda olacak. Konser başladığında bu iki dinleyici grubunu birbirinden ayırmak muhtemelen kolay olmayacak.
Rave salonda yer arıyor
Elektronik müzik gündelik hayatta görünmez bir akışa kolayca dönüşüyor. Yürürken kulaklıkta, trafikte arabada, çalışırken odanın bir köşesinde çalıyor. The Prodigy ise bu akışa yeniden ağırlık kazandırıyor. Bas seslerin göğüste hissedilmesi, ışığın ritmi ve sahneden gelen gürültü, parçaları kayıttan çıkarıp fiziksel bir olaya dönüştürüyor. Konser başlamadan yaşanmış gibi anlatmaya gerek yok; grubun sahne geçmişi bu beklentiyi zaten taşıyor.
Bu nedenle “nostalji gecesi” sözü bana eksik geliyor. The Prodigy, 1990’ların rave enerjisini bugünün pahalı ve sıkı biçimde düzenlenen konser mekânına taşıyor. Kapıda kimlik kontrolü, salonda güvenlik, sahnede profesyonel bir prodüksiyon var. Bu koşullar, grubun doğduğu dönemin rave kültüründen oldukça farklı. Konserin ilginç taraflarından biri de eski parçaların bu yeni düzen içinde nasıl karşılık bulacağını görmek olacak.
Kayıtla konser arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor. Bu akşamki konser, parçaları evde dinlemekten çok daha yüksek, kalabalık ve fiziksel bir deneyim sunacak.