Adalar'ın güneyinde iki günden biraz uzun sürede 117 küçük deprem kaydedilmesi, İstanbul'da aynı soruyu yeniden gündeme getirdi: Bunlar daha büyük bir depremin öncüleri olabilir mi? Bugünkü verilerle verilebilecek en dürüst kısa yanıt şu: Olabilir demek de olamaz demek de mümkün değil; bu dizi tek başına yakın bir büyük depremin kanıtı sayılmıyor.
Önce sayıları birbirinden ayıralım. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, 18 Ağustos saat 06.00 ile 20 Ağustos saat 13.00 arasındaki 55 saatte, Adalar'ın güneyinde yaklaşık 20 kilometre yarıçaplı bir alan içinde büyüklükleri 0,7 ile 3,1 arasında değişen 117 deprem çözümlediğini açıkladı. AFAD kayıtlarında ise 19 Ağustos saat 17.43'teki en büyük sarsıntı 3,2 ve 7 kilometre derinlikte yer alıyor. Kurumların kullandığı ölçüm ve çözüm yöntemleri farklı olabildiği için 3,1 ile 3,2 arasındaki fark bir çelişki değil.
Kandilli, kaynak mekanizması çözülebilen olayların birbirleriyle uyumlu olduğunu ve benzer bir faylanma geometrisi içinde geliştiğini bildiriyor. Kurumun seçtiği teknik ad önemli: Bu hareketlilik, zaman ve mekânda kümelenmiş bir “mikrodeprem dizisi”. Aktif tektonik bölgelerde bu tür küçük kümeler zaman zaman görülebiliyor. Açıklama, diziyi doğrudan belirli bir büyük depremin öncüsü ilan etmiyor.
“Öncü” adı ancak sonradan konur
Jeolog Okan Tüysüz'ün altını çizdiği nokta tam da bu belirsizlik. Bir depreme ya da deprem dizisine “öncü” diyebilmek için arkasından daha büyük bir deprem gelmesi gerekir. Gelmezse aynı olaylar, kendi başına bir mikrodeprem kümesi olarak kalır. Yani sismoloji, bu aşamada elimizdeki noktaları geleceğin kesin takvimi gibi okuyamıyor.
Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan da küçük depremlerin sıklaşmasının tek başına yakın bir büyük felaketin göstergesi sayılamayacağını belirtiyor. Bu, Marmara'daki deprem tehlikesinin bittiği anlamına gelmiyor. Yalnızca birkaç günlük küçük sarsıntı dizisi ile “büyük deprem yakında” sonucu arasında bugün kurulabilecek güvenilir bir bağ olmadığını söylüyor.
Prof. Dr. Osman Bektaş ise 10–13 kilometre derinlikteki hareketliliğin fayın derin kesimlerinde yavaş sürünmeyle ilişkili olabileceği ihtimalini tartışıyor. Bu bir yorum ve araştırma başlığı; küçük depremlerin ana segmentte biriken bütün gerilimi güvenli biçimde boşalttığı sonucuna dönüşmüyor. Bektaş da Adalar ve Çınarcık çevresindeki segmentlerin 6 ve üzeri deprem üretme potansiyelinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söylüyor.
Burada “enerji boşaldı, rahatladık” cümlesi özellikle sorunlu. Deprem büyüklüğü logaritmik bir ölçek. Çok sayıda 1, 2 ya da 3 büyüklüğündeki olayın açığa çıkardığı toplam enerji, daha büyük bir depremin enerjisine basitçe denk gelmiyor. Küçük hareketliliği izlemek değerli; onu bir güvence belgesine çevirmek değil.
Adalar Fayı tartışması neyi değiştirmiyor?
Hareketliliğin hangi fay parçasına nasıl bağlanacağı konusunda uzmanlar arasında görüş ayrılığı var. Bazı değerlendirmeler Adalar Fayı'nın derin kesimlerine ve Çınarcık havzasına işaret ederken, Şener Üşümezsoy mikrodepremlerin ana Adalar Fayı üzerinde olmadığını savunuyor. Kandilli'nin güncel açıklaması ise belirli bir segment adı vermek yerine, olayların benzer faylanma geometrisinde kümelendiğini belirtiyor.
Bu ayrım bilimsel tartışma için önemli, fakat İstanbul'da yaşayan biri açısından temel sonucu değiştirmiyor: Marmara aktif bir tektonik bölge ve uzun vadeli hazırlık gereksinimi, üç günlük deprem sayısına göre başlayıp bitmiyor.
Kandilli, konum, derinlik, büyüklük ve kaynak mekanizması verilerinin Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi tarafından 7 gün 24 saat incelendiğini bildiriyor. AFAD'ın son depremler sistemi de bölgedeki kayıtları yayımlıyor. Önümüzdeki saatlerde anlamlı olan, tek bir sosyal medya haritasındaki kırmızı noktaların çoğalması değil; kümenin yeri, derinliği, büyüklük dağılımı ve mekanizmasında kurumların saptayacağı değişiklikler olacak.
Peki büyük depremin habercisi mi? Şimdilik buna “evet” dedirtecek veri yok. “Hayır, artık risk azaldı” dedirtecek veri de yok. Mikrodeprem dizisi izleniyor; İstanbul'un deprem hazırlığı ise bu dizinin nasıl sona ereceğini bekleyemeyecek kadar eski ve ciddi bir mesele.