Netflix, podcast kadrosunu yenilerken tek bir türü büyütmüyor. Suç, yemek, komedi ve spor programlarının yanına yeni özgün isimler koyuyor; bazı mevcut programlara da yeni bölümler veriyor. Duyurunun en açık cümlesi şu: Bunlar yalnız dinlenecek değil, izlenebilecek içerikler de olacak.
Benim dikkatimi çeken, mikrofonun arkasındaki kişilerin artık platformun ana ekranına çağrılması. Podcast dünyası uzun zamandır evde, yolda, kulaklıkta dinlenen sohbetin rahatlığına yaslanıyor. Netflix ise aynı insanları ve türleri, görüntüsü olan bir program seçeneği olarak da sunuyor. Bu, podcastin sesini değiştirmiyor; ama onu nerede ve nasıl tüketeceğimizi değiştiriyor.
Netflix’in duyurusuna göre platformda hâlihazırda 60’tan fazla podcast var. Yeni programlar arasında Stephanie Soo’nun The Rotten Filesı, Meredith Hayden’ın Wishbone Kitchenı ve yıl içinde başlayacak Harlan Coben podcasti bulunuyor. The Pivot Podcast ile Eleanor Neale’in OUTLOREu da yakında Netflix’te dinlenebilecek veya izlenebilecek. İsimler ve alanlar değişik, fakat hepsinin yerleştirildiği ekran aynı.
Bu hamle bana biraz televizyonun eski refleksini hatırlatıyor: Sevilen sesi yalnız duyurma, yüzünü de program akışına kat. Fakat Netflix bunu bir stüdyo koltuğuna sıkıştırmıyor. Yemek anlatan kişi mutfak ritmini, suç anlatan kişi araştırma tonunu, spor sohbeti de konuşmanın temposunu yanında getiriyor. Platformun kazancı, bu farklı alışkanlıkların aynı uygulamada daha uzun süre kalması olabilir; bunun izleyiciyi gerçekten çekip çekmeyeceğini ise programların kendisi belirleyecek.
Benim hükmüm net: Netflix burada podcast sayısını duyurmaktan çok, sesli içerik için ekranın ortasında kalıcı bir yer açıyor. Kulaklıkta iyi çalışan bir sohbetin görüntüyle de çalışacağı garanti değil. Ama platform artık o ihtimali kenar uygulamalara bırakmıyor; kendi ana sayfasında deniyor.