UCI, profesyonel yol bisikletinin geleceği için kurduğu yeni yönlendirme komitesini 6 Ekim’de Cenevre’de ilk kez topladı. Masada yarış düzenleyicileri, takımlar, sporcular ve federasyon temsilcileri var; Deloitte da sürece stratejik danışman olarak katılıyor. Komitenin önündeki dosyalar güvenlik, takvim, takımlar arasındaki mali farklar ile yayın ve ticari haklar. Bu başlıkların aynı masada toplanması önemli, çünkü yarışlar geniş kitleye ulaşırken takımların gelirleri ve sezon planları için aynı güvence oluşmuyor.
Bir etap yarışının yol kenarındaki kalabalığı, helikopter görüntüsünü ve son kilometredeki gerilimi izleyen kişi için bu tartışma uzakta görünebilir. Oysa yayın hakkının nerede toplandığı, yeni gelirin hangi kuralla dağıtıldığı ve küçük takımın bir sonraki sezonu nasıl kurduğu, o görüntünün devamlılığını belirliyor. UCI’nin şubat-nisan arasındaki istişaresine 55 ayrıntılı katkı gelmiş. Katkılarda coğrafi bloklara göre daha tutarlı bir takvim, ticari ve medya haklarının ortaklaştırılması, yeni gelir için dayanışma mekanizması ve takımlar arasında mali denge arayışı sıkça tekrarlanmış.
Bu listedeki en zor düğüm gelir. Yol bisikletinin tarihi yarışların yerel kimliğinden güç alır: bir bahar klasiğinin havası, bir büyük turun coğrafyası ve bir şehir etabının seyircisi aynı ürüne benzemez. Bu çeşitlilik, tek merkezden yönetilen lig modelini taklit etmeyi riskli kılıyor. Fakat her yarışın kendi hakkını tek başına pazarladığı düzende güçlü organizasyonla kırılgan takım arasındaki mesafe de büyüyor. Dayanışma mekanizması bu nedenle iyi niyet maddesi olarak kalmamalı; gelirin hangi kaynaktan geldiğini, hangi ölçüte göre bölündüğünü ve kadın takımlarının bu paya nasıl eriştiğini açıkça göstermeli.
Takvim de bu hesabın parçası. UCI’ye sunulan öneriler, yarışların coğrafi kümeler çevresinde düzenlenmesini istiyor. Böyle bir düzenleme lojistik maliyetini de etkiler. Daha az dağınık seyahat, mekanikerden domestike kadar bütün ekip için daha öngörülebilir bir çalışma düzeni sağlar; aynı zamanda küçük bütçeli takımların bir yarış için yaptığı harcamanın sonraki yarışa aktarabileceği gücü azaltmasını engeller. Takvimi sıkıştırmanın sınırı da açık: yarış sayısı ve dinlenme günleri değişirse sporcu güvenliği ile ekiplerin iş yükü birlikte yeniden planlanmalı.
Güvenlik konusunda ortak zeminin daha geniş olduğu görülüyor. UCI, katkılarda mevcut kuralların daha sıkı uygulanması çağrısının sıklaştığını ve SafeR’in reform takviminden ayrı çalışmayı sürdüreceğini söylüyor. Bu ayrım yerinde. Güvenliği 2029’da başlayabilecek kapsamlı pakete bağlamak, bugünkü yarışta risk taşıyan sporcuyu bekletir. Güvenliğin mali modelle bağı ise sürer: yol kenarı düzeni, teknik ekip, iletişim sistemi ve yarış içi karar kapasitesi kaynak ister.
Ben bu reformun başarısını ilk sunumların parlaklığında aramayacağım. Aralık ayında Benidorm’da açıklanacak ana hatlar, gelir paylaşımının kurallarını ve karar masasında kimin gerçek söz hakkı olduğunu anlaşılır biçimde gösterirse yol bisikleti kendi çeşitliliğini koruyarak daha dayanıklı bir düzen kurabilir. Komite, 2029’a kadar hangi önerinin kim tarafından uygulanacağını ve küçük ya da kadın takımlarının bu düzenin hangi araçlarından yararlanacağını açıkça yazmalı.