Spor / Futbol / Maç Arası

Barış Akyel Tunca

Barış Akyel Tunca

Futbol yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Başakşehir’in sorunu top değil, ikinci hareketti

Gece maçında turuncu formalı hücum oyuncusu kompakt savunma bloğu karşısında pas açısı arıyor

Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretildi.

Başakşehir’in Avrupa’ya Temmuz bitmeden veda etmesi, tek başına “Finlandiya deplasmanı hafife alındı” cümlesiyle açıklanamaz. Inter Turku 2-0 kazandı, toplamda 3-1’le geçti ve bunu rastgele bir direnç gecesiyle yapmadı. İlk maçtaki 1-1’den sonra rövanşın merkezi belliydi: Başakşehir topu daha fazla kullanacak, Inter Turku ise topun nereye gitmesini istediğine karar verecekti.

Maçı anlamak için skorun yanına birkaç somut işaret koymak gerekiyor. UEFA kayıtlarında 18. dakikada Joona Tuominen’in, ikinci yarının hemen başında Clinton Jephta’nın golleri var. Sky Sports verisi Veritas Stadı’nda 4 bin 188 seyirci önünde oynanan maçta Inter’in 2-0 kazandığını ve toplam skoru 3-1’e getirdiğini yazıyor. Başakşehir’in kendi duyurusu da sonucu Avrupa kupalarına veda olarak kayda geçirdi. Bu üç bilgi yeterince sert; fakat oyun tarafında asıl sorun, Başakşehir’in topa sahip olduğunda ilk pası bulup ikinci hareketi bulamamasıydı.

İlk gol, savunma yerleşiminden önce uyarıydı

18. dakikadaki gol deplasman takımı için yalnız tabelayı değiştirmedi, maçın sabrını da değiştirdi. Böyle anlarda geriye düşen takım iki farklı yola sapabilir. Ya oyunu genişleterek rakibin blok mesafesini açmaya çalışır ya da aceleyle aynı koridora daha fazla oyuncu yığar. Başakşehir’in problemi ikinci seçeneğe sık sık yaklaşmasıydı.

Inter Turku’nun planı çok karmaşık görünmek zorunda değildi. Başakşehir stoperden ya da merkezden çıktığında ilk baskıyı gösterdi, top kanada aktığında savunma hattını daralttı, ceza sahası önünde ikinci topa yakın kaldı. Bunun karşısında Başakşehir’in kenar oyuncularından beklenen, çizgide top alıp orta yapmakla sınırlı değildi. Top kanada gittiğinde iç koridordaki oyuncunun savunmacıyı yanında çekmesi, bek koşusunun doğru anda başlaması ve ceza sahasında en az iki farklı koşu açısı oluşması gerekiyordu.

Bu olmadığında top kullanmak, rakibi yerinden oynatmak anlamına gelmez. Savunma karşısında pas sayınız artabilir; fakat pasın alıcıyı hangi görevle bulduğu değişmezse tehlike büyümez. Başakşehir’in gecesi biraz buraya sıkıştı. Topu alan oyuncu çoğu kez önünde duran savunmacıyla baş başa kaldı. Yanındaki destek pası güvenliydi, ama rakibin dengesini bozan pas değildi.

İkinci yarının başı maçı değil, planı kırdı

47. dakikada gelen Jephta golü, rövanşın en ağır anıydı. Devre arası konuşmasından sonra sahaya dönen takımın ilk ihtiyacı, oyunu birkaç dakika tutup Inter’in koşu iştahını azaltmaktı. Tam tersine, maç Başakşehir’in daha fazla risk almak zorunda kaldığı bir şekle girdi.

İki farklı geriye düşünce her hücum doğal olarak biraz daha değerli görünür. Yine de değerli olan hücumu çabuk bitirmek değil, doğru bitirmektir. Başakşehir bu bölümde merkezdeki bağlantıyı yeterince temiz kuramadı. Berat Özdemir ve Umut Güneş gibi oyuncuların görevi yalnız top istemek değildi; topu aldıkları anda bir sonraki hattı hareketlendirecek açıları açmaları gerekiyordu. Yusuf Sarı, Brnic, Shomurodov ve Selke gibi ön alan oyuncuları için mesele koşmak değil, koşunun zamanını savunmanın görüş alanına göre ayarlamaktı.

Inter’in kırmızı kartı 88. dakikada geldi. O dakikadan sonra eksilen rakibe karşı baskı kurmak elbette beklenirdi, fakat maçın büyük kısmında çözülemeyen şey kalan birkaç dakikaya sığmaz. Son bölümde Da Costa’nın hedefi bulmayan denemesi gibi anlar vardı. Bunlar baskı hissi yaratır, ama turu çeviren yapı başka bir şey ister: ceza sahasına giren oyuncunun, topun geleceği noktayı önceden hazırlaması.

Topa sahip olmak, rakibin nefesini kesmiyorsa yetmez

Başakşehir açısından bu elenmenin can sıkan tarafı kadro kalitesiyle maçın akışı arasındaki mesafe. Türkiye’den giden takımın daha çok top kullanması kimseyi şaşırtmaz. Fakat Avrupa elemesinde topun sahibi olmak, karşı tarafın neyi savunduğunu çözdüğünüz anlamına gelmiyor. Inter Turku’nun asıl başarısı, Başakşehir’in hücumlarını istediği bölgelere doğru yönlendirmesiydi.

Bu yüzden yenilgiyi yalnız bitiricilik üzerinden okumak eksik kalır. Elbette son pasın kalitesi, şut tercihi ve ceza sahası içindeki sakinlik tartışılır. Ama daha geride, hücum başlamadan önceki görev paylaşımı daha belirleyiciydi. Bek ne zaman çıkacak, kanat ne zaman içeri girecek, merkez oyuncusu topu hangi omuz açısıyla alacak, forvetlerden biri stoperi mi sabitleyecek yoksa geriye gelip bağlantı mı kuracak? Bu soruların cevabı aynı hücum içinde netleşmediğinde, iyi ayaklar da sırayla çözüm arayan oyunculara dönüşür.

Başakşehir için daha büyük ders burada. Sezonun ilk resmi Avrupa eşleşmeleri fizik olarak eksik yakalayabilir, bunu kabul etmek gerekir. Fakat görev netliği sezon başı bahanesine fazla bırakılmayacak kadar temel bir konu. Inter Turku karşısında kaybedilen tur, Başakşehir’in her top kaybında savunma felaketi yaşamasından çıkmadı. Daha çok, hücumun ikinci ve üçüncü hareketini hazırlayamamasından çıktı.

Futbolda bazen yenilgi topu hiç tutamayan takıma yakışır. Bu maç öyle değildi. Başakşehir topu tutabildiği için değil, topu tuttuğu anlarda Inter’i rahatsız edecek hareket zincirini yeterince kuramadığı için elendi. Skor 2-0’dı; oyunun daha sessiz hükmü ise şuydu: pas güvenliği, ceza sahasına doğru görev güvenliğine dönüşmediğinde Avrupa gecesi çok çabuk kısalır.

Kaynaklar

Barış Akyel Tunca yazılarından devam et

Tüm arşivi aç