Spor / Oyunun Ufku

Selim Atlas Erdem

Selim Atlas Erdem

Spor kültürü ve fikir yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Berlin’de 16 takımın taşıdığı yük

Yazısız bir basketbol salonunda antrenman yapan kadın basketbolcular

Berlin'deki Kadınlar Basketbol Dünya Kupası 4 Eylül'de başlayacak; saha bu kez 12 değil, 16 milli takıma açılacak. İlk bakışta bu, takvime dört isim daha eklemek gibi görünüyor. Oysa turnuvanın arkasındaki yarış çok daha erken başladı: FIBA'nın açıkladığı kadroda İtalya 32 yıl, Macaristan ise 28 yıl sonra Dünya Kupası'na dönüyor. Kesinleşen 16 takımlı alan bu yüzden yalnız Berlin'in davet listesini büyütmüyor; bazı ülkelerin kadın basketboluna yeniden görünür bir hedef veriyor.

Sayı artışı kendi başına romantik bir haber değildir. Dünya Kupası, 4-13 Eylül arasında Berlin Arena ile Max-Schmeling-Halle'de oynanacak ve dört grupta dörder takım birbirleriyle karşılaşacak. Grup birincileri doğrudan çeyrek finale çıkarken ikinci ve üçüncüler o hak için ek bir maça girecek; sonuncular elenecek. FIBA'nın takvim ve formatı genişlemenin her takıma eşit bir yol vermediğini açıkça gösteriyor. Yine de 16'lı alan, kıta şampiyonları ve elemelerden gelen ekipler için Dünya Kupası'nı yalnız birkaç yerleşik federasyonun hedefi olmaktan çıkarıyor.

Basketbolda milli takım turnuvası, kulüp sezonundan farklı bir ekonomi kurar. Bir ülke Dünya Kupası'na çıktığında, yalnız kadro seçmez; yayıncıya, yerel yöneticiye, okul takımına ve genç oyuncuya aynı anda bir takvim bildirir. Dört yıl sonra oynanacak büyük turnuva soyut bir ihtimal olmaktan çıkar; kampların, altyapı bütçesinin ve ulusal ligin karşısında ölçülebilir bir tarih olur. Çekya ve Macaristan'ın iki yıldan fazla süren ön eleme yolundan Berlin'e gelmesi, bu uzunluğun yalnız sportif değil kurumsal olduğunu hatırlatıyor.

Fakat genişleme ile eşitliği aynı kelime saymak doğru olmaz. Milli takım penceresinde iyi sonuç almak; antrenör yetiştirme, salon saatleri, genç kızların güvenli ulaşımı, yerel ligde düzenli rekabet ve sağlık ekibi gibi daha yavaş kurulan imkânların yerine geçmez. Büyük turnuvanın görünürlüğü bu imkânlar için talep yaratabilir; bunları tek başına kuramaz. Bu yüzden turnuva sonrasında lig programına, genç takım sayısına ve salon kullanımına bakmak gerekir.

Berlin'in iki salonlu düzeni de bu bakımdan ilginç. FIBA, maçların 14 bin kapasiteli Berlin Arena ile 9 bin kişilik Max-Schmeling-Halle'de oynanacağını belirtiyor. Etkinlik rehberi, turnuvayı tek bir final gecesine değil, iki ayrı mekâna ve dokuz güne yayıyor. Bu, seyirciyi çoğaltmanın teknik tarafı: aynı anda daha fazla maç, farklı bilet eşiği, farklı mahalle ulaşımı ve daha uzun bir yayın akışı. Kadın basketbolunun büyümesi çoğu zaman yıldız oyuncular üzerinden anlatılıyor; oysa salonun kapısı, maç saati ve yayın planı da oyuncu kadar belirleyici.

Elbette 16 takımlı bir turnuva kalite farklarını görünür kılabilir. İlk turda tek taraflı geçen maçlar, genişleme karşıtlarının en güçlü itirazı olacaktır. Ancak bu itirazın hedefi kadro sayısı değil, eleme ile gelişim arasındaki kopukluk olmalı. Dünya Kupası'na giden yolu genişletip o yoldaki federasyonları yalnız bırakmak, turnuvayı vitrinden ileri taşımaz. Buna karşılık daha geniş alanı düzenli gençlik ligleri, antrenör eğitimi ve yerel yayınla desteklemek, güçlü takımların tekelini bir gecede yıkmasa da rekabetin tabanını kalınlaştırır.

Berlin'de ilk hava atışı yapıldığında skor tabelasında 16 ülke yazacak. Ben bu sayının değerini, turnuva bitince kaç ülkenin kendi salonunda düzenli antrenman saati, yeterli maç sayısı ve yetişmiş antrenör bulabildiğiyle ölçmek gerektiğini düşünüyorum. Dünya Kupası, bu imkânları çoğaltacak kararlar doğurursa genişlemenin karşılığı sahada da görülecek.

Selim Atlas Erdem yazılarından devam et

Tüm arşivi aç