Temsili görsel.
Bir dükkânın arka odasında aynı anda üç kâğıt birikir: vergi borcu, SGK primi, kredi taksiti. Kamu sistemi bunların ilk ikisini görüp üçüncüsüne kapıyı kapattığında bunu çoğu zaman disiplin diye adlandırır. Oysa borçlunun krediyi kullanamadığı düzen, borcu ortadan kaldırmış olmaz; yalnız onun hareket alanını daha da daraltır.
27 Ağustos’ta yürürlüğe giren karar, Hazine faiz destekli yatırım ve işletme kredilerinde bu mantığı değiştirdi. Vergi ya da SGK borcu bulunan esnaf artık bütünüyle dışarıda kalmayacak. Borcun bir bölümü, kredi tutarının destekli kısmının en çok yüzde 25’i oranında, banka tarafından doğrudan tahsil dairesine aktarılabilecek. Bu yol seçilmezse kredi yine mümkün, fakat faiz indirimi daha düşük: genel kredide yüzde 50 yerine yüzde 40; Bakanlığın verdiği güncel hesapla esnafın yıllık maliyeti yüzde 20 yerine yüzde 24 oluyor.
Bu haberin kolay yorumu “borçluya kredi kolaylığı”dır. Eksik olan tarafı şu: Burada değişen yalnız bir kolaylık değil, borcun ne olduğuna dair kurum fikri. Esnafın vergi ya da prim borcu, bazen yanlış kararın değil, nakit akışındaki kopmanın sonucudur. O kopma yüzünden işletme sermayesine erişimi de kesmek, tahsilatı güvenceye almak yerine borcu taşıyacak kapasiteyi azaltabilir.
Yeni mekanizma borcu görmezden gelmiyor. Tersine, iki ayrı davranış için iki ayrı bedel kuruyor. Borcun kredi içinden kapatılmasına izin veriyor; bunu seçmeyen için ise faiz desteğini azaltıyor. Yani sistem şunu söylüyor: Borcunu düzenli ödeyenle ödemeyeni aynı maliyetle finanse etmeyeceğim, ama ikincisini de ekonomik faaliyetin dışına itmeyeceğim. Kamu desteğinin en makul yanı da burada; ahlaki not vermek yerine, tahsilat ile devamlılık arasındaki ilişkiyi tasarlamaya çalışıyor.
Elbette bu kararın her borçlu esnafı rahatlatacağını söylemek için elimizde veri yok. Yüzde 24 maliyet, dükkânının cirosu düşen ya da alacağını zamanında tahsil edemeyen biri için hâlâ ağır olabilir. Krediyle borç kapatmak da geliri artmayan işletmenin sorununu çözen sihirli bir işlem değildir. Ayrıca kredi başvurusu için vergi ve SGK borç durumunu gösteren, en fazla 15 gün önce alınmış belge şartı sürüyor. Bu nedenle düzenleme, başvuru ve ödeme koşullarını karşılayabilen işletmeler için anlam taşıyacak.
Fakat önceki modelin kör noktası daha büyüktü. Borçsuzluk, düzenli faaliyet gösteren işletmenin işareti olabilir; tek başına faaliyet gösterme kapasitesinin kanıtı değildir. İş yapabildiği hâlde geçici ödeme sıkışması yaşayan esnaf ile gerçekten geri dönülmez biçimde riskli işletmeyi aynı idari işaretle ayırmak, kredinin geri ödeme ihtimali hakkında yeterli bilgi vermez.
Bu yılın ilk beş ayında kredi ve kefalet kooperatifleri üzerinden 83 bin 420 kullandırımda 63,1 milyar lira finansman sağlandı. Böyle bir sistemde kredi koşulu, yalnız banka işlemi değildir; küçük işletmenin mal alıp satma, çalışanına ödeme ve bir sonraki aya geçme biçimini de belirler. Temmuzda limitlerin yükseltilmiş olması da bu etkinin ne kadar geniş olduğunu gösteriyor: işletme kredisi limiti 1 milyondan 1,5 milyona, yatırım kredisi limiti 2,5 milyondan 3,5 milyona çıkarıldı.
Kamu kredi politikasını iki uç cümleyle konuşmayı seviyoruz: Ya destek dağıtılıyordur ya da borçlu ödüllendiriliyordur. Oysa asıl soru daha sıradan ve daha zor: Kural, borcun tahsil edilmesini mi kolaylaştırıyor, yoksa borçlu işletmenin ödeme ihtimalini mi düşürüyor? 27 Ağustos düzenlemesi bu soruya kusursuz bir cevap vermiyor. Ama en azından, borçlu olmayı otomatik olarak ekonomik hayatın dışına çıkarılma sebebi saymaktan vazgeçiyor.
Kaynaklar: Ticaret Bakanlığı, Esnaf Kredilerinde Hazine Faiz Desteği Şartları Güncellendi; Ticaret Bakanlığı, Esnaf ve Sanatkârların Hazine Faiz Destekli Kredilere Erişimine Yeni Düzenleme; Ticaret Bakanlığı, Esnaf ve Sanatkârlarımıza Sunulan Hazine Destekli Kredilerin Üst Limitleri Yükseltildi; Ticaret Bakanlığı, Esnaf ve Sanatkârlarımıza Sağlanan Kredilerin Toplam Tutarı 800 Milyar Lirayı Aştı.