Gezdiren için yapay zekâ ile üretildi.
Olivia Wilde’ın 21 Ağustos’ta Türkiye’de vizyona giren Davet filmi, akşam yemeği davetini uslu bir sosyallik olarak bırakmıyor. Eski bir çiftin evine gelen yeni çift, birkaç açıklama ve kuralsız bir oyunla gecenin bütün nezaketini bozuyor. Seth Rogen, Olivia Wilde, Edward Norton ve Penélope Cruz’lu kadro da bu gerilimin reklam yüzü değil yalnızca; filmin seyirciye sunduğu tanıdık yüzlerle rahatsız edici merakı aynı masaya oturtma yönteminin kendisi.
Bir yemek masası neden hâlâ işe yarıyor?
Çünkü sinema, ekranın en eski numaralarından birini yeniden deniyor: İnsanları bir odaya kapatıp birbirleri hakkında ne kadar az şey bildiklerini seyrettirmek. Davetin kaynaklarda açıklanan hikâyesinde yeni çiftin sıra dışı açıklamaları ve sundukları “davet”, ev sahiplerinin ilişkilerindeki çatlakları büyütüyor. Gerilimin kaynağı da bu açıklamaların ardından çiftlerin birbirine nasıl bakacağı ve o konuşmayı nasıl sürdüreceği.
Bu tercih, son yıllarda sosyal medya sohbetlerinde her gün gördüğümüz bir sıkışmayı sinema salonuna taşıyor. Birinin ilişkisinden, parasından, arzusundan ya da geçmişinden söz ettiği anda masa artık ortak bir yemek alanı olmaktan çıkıyor; herkes birbirinin sınırını yokluyor. İnternette bir ekran görüntüsüyle başlayan teşhir, filmde tabakların ve bakışların arasına yerleşiyor. Seyirci de “Ben olsam ne yapardım?” sorusundan önce, o cümle söylendiğinde odada kalıp kalamayacağını düşünüyor.
Tanıdık oyuncular, yabancı bir akşam
Seth Rogen adı komedi hafızasını, Edward Norton daha kontrollü bir gerilim duygusunu, Penélope Cruz ise uluslararası yıldızlığın mesafesini aynı kadraja çağırıyor. Bu isimlerin yan yana gelişi, filmin yapacağı şeyi garanti etmiyor; ama izleme sözleşmesini baştan kuruyor. Seyirci masaya sıradan bir çiftler hikâyesi bekleyerek oturup, oyuncuların taşıdığı eski rollerle yeni davranışları karşılaştırmaya başlıyor.
Yönetmen Olivia Wilde’ın önündeki ilginç alan da burada. “Davet” kelimesi Türkçede sıcak, hatta evcil bir çağrı gibi duruyor. Filmin tanıtımındaki oyun ise bu kelimeyi güvenli olmaktan çıkarıyor. Bir eve çağrılmak, o evin kurallarını kabul etmek anlamına mı gelir? Misafirlerin getirdiği sırlar masaya konduğunda ev sahibi hâlâ ev sahibi midir? Bunlar filmin cevabını şimdiden vermeyi değil, hikâyenin hangi sinir ucuna bastığını gösteriyor.
Davet hakkında vizyon öncesi kesin hüküm vermek kolay; özellikle kadro, tür ve “beklenmedik açıklamalar” bir araya gelince cümle kendiliğinden sertleşiyor. Ben o kolaylığa yanaşmıyorum. Film izlenmeden iyi çalıştığını, seyirciyi sarstığını ya da ilişkiler üzerine büyük bir söz söylediğini yazamayız. Şimdilik elimizde olan, bir akşam yemeğini mahremiyet pazarlığına çeviren net bir kurgu vaadi. Bu vaadin karşılığını oyuncuların gerilimi ne kadar uzun süre taşıdığı ve filmin o kapalı alanda ritmi koruyup koruyamadığı belirleyecek.