Bir ses, yalnız onu çıkaranın maharetiyle değerlendirilmez. Kime ulaştığı, hangi işi böldüğü, hangi kalbi toparladığı da hesaba katılır. Ezan böyle bir sestir. Minareden yükselir; fakat evine yetişmeye çalışanı, hastane koridorunda bekleyeni, dükkânını kapatmaya hazırlananı ve camiye yönelen yaşlıyı aynı vakit fikrinin içine çağırır.
11 Eylül’de Çanakkale’de yapılan 21. Ezanı Güzel Okuma Yarışması Türkiye Finali, bu çağrının ses tarafını yeniden düşündürmelidir. Güzel okumak elbette küçümsenecek bir şey değildir. Sesi yerli yerinde kullanmak, sözün mahrecine ve mânasına dikkat etmek bir terbiyedir. Fakat yarışma dili, farkına varmadan başka bir yanılgıya da açılabilir: Ezanı, dinleyene ulaşan bir davetten çok, okuyan kişinin sahnedeki başarısı gibi görmek.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Ezan maddesi, kelimenin bildirmek, duyurmak ve çağrıda bulunmak anlamlarını taşıdığını hatırlatır. Ezan, namaz vaktini belirlenmiş sözlerle müminlere duyurur. Bu tarifte sesin güzelliği vardır; ancak ses, kendi başına bir süs değildir. Bir haberi taşır. Cuma sûresindeki çağrı da insanı alışverişi bırakıp zikre yönelmeye davet eder. Demek ki ezanın ilk işi, insanı kendi telaşından bir anlığına çıkarıp önündeki vazifeyi hatırlatmaktır.
Bu sebeple ezanı güzel okumak, sesi gösterişli kılmaktan önce sözü emanet bilmeyi gerektirir. Müezzin, kendi sesinin sahibidir; fakat okuduğu çağrının sahibi değildir. Ezanın cümleleri bir sanatçının seçtiği metin gibi değiştirilemez; onun makamı da dinleyeni kendine hayran bırakmak için değil, sözü taşıyacak bir açıklık için vardır. Tasavvufun nefis terbiyesi diye andığı dikkat, müezzinin makamı seçerken ve sesi yükseltirken çağrının önüne kendi beğenisini koymamasını ister.
Bu dikkat, yalnız müezzinin omuzunda değildir. Ezanın duyulduğu mahallede yaşayanların da birbirine karşı bir usulü vardır. Birinin vardiyası bitmiş, bir başkasının çocuğu uyumuş, yaşlı bir komşu hastalıktan güçsüz düşmüş olabilir. Böyle bir yerde hem ezanı küçümseyen sözlerden hem de komşunun bu hâllerini görmezden gelen davranışlardan sakınmak gerekir.
Geçmişin mahallelerini bu konuda kusursuz saymak doğru olmaz. Ezanın gölgesinde de kabalık, gösteriş ve dışlama yaşanmıştır. Bugün ise başka bir eksiklik var: Her ortak işin, kulaklıklarla birbirinden kopmuş kişiler arasında yalnız bireysel bir tercih sayılması. Ezan duyulduğunda işini bırakıp namaza yönelenle yönelmeyen kişinin aynı sokakta birbirinin hakkını gözetmesi, bu ortak zaman duygusunu gündelik hayatta taşır.
Yarışmada iyi bir sesin takdir edilmesi yerindedir. Fakat asıl ölçü, dinleyenin o sesle neye çağrıldığını unutmamasıdır. Müezzin sesini sözün hizmetinde tuttuğunda, cemaat vakte yöneldiğinde ve mahalle sakinleri birbirinin hâlini hesaba kattığında bu çağrı gündelik hayatta yerini bulur.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü, “21. Ezanı Güzel Okuma Yarışması Türkiye Finali Çanakkale'de Gerçekleştirildi”, 11 Eylül 2026
- Abdurrahman Çetin, “Ezan”, TDV İslâm Ansiklopedisi
- Diyanet Kur'an Yolu, Cuma sûresi 9. âyet tefsiri
Selim Kemal Niyazi