Bir penaltı kaçınca maçın havası değişir. Hele vuruşu yapan Kylian Mbappé, karşıdaki takım Fas ve sahne Dünya Kupası çeyrek finaliyse, kaçan top birkaç dakika içinde takımın omzuna yerleşebilir. Fransa'nın 2-0 kazandığı maçta en değerli taraf, o yükü taşımayı reddetmesiydi.
İlk yarıda Fransa oyunu Fas kalesine doğru itti. FIFA'nın maç değerlendirmesine göre 1,87 beklenen gol üretti; buna rağmen soyunma odasına 0-0 gitti. Mbappé'nin penaltıyı değerlendirememesi bu tablonun en görünür anıydı. Böyle bir devrede takımın aklı kolayca “daha ne yapacağız?” noktasına gider. İkinci yarıya plansız bir hücum aceleciliğiyle dönmek de mümkündür.
Fransa bunu yapmadı. Topu daha çabuk kaleye göndermek uğruna yerleşimini bozmadı. Fas'ın geçiş fırsatlarını çoğaltacak risklere girmedi. İlk yarıda işe yarayan baskıyı, skor gelmedi diye çöpe atmadı.
Burada beklenen gol sayısından daha açıklayıcı olan, Fransa'nın bu üretimi nasıl karşıladığıydı. 1,87'lik değer yüksek bir tehlike toplamına işaret eder; tabelada karşılığı çıkmadığında ise aynı hücumu daha sert oynamak çözüm olmaz. Şut seçimini, ceza alanına giriş zamanını ve top kaybından sonraki yerleşimi korumak gerekir. Fransa ikinci yarıya kendisiyle kavga ederek değil, Fas'ı aynı sorularla biraz daha uzun süre uğraştırarak başladı.
Kaçan penaltının ardından aynı oyuna devam
Penaltı kaçırmak teknik bir hata kadar zihinsel bir sınavdır. Vuruşu yapan oyuncu bir sonraki pozisyonda fazladan bir şey denemek isteyebilir. Takım arkadaşları maçı hemen telafi etmeye çalışırken pas mesafeleri açılabilir. Fransa'da bunun yerine sakin bir devamlılık gördük.
Didier Deschamps'ın takımı Fas'ın savunma direncini tek hamlede kırmaya çalışmadı. Rakibi koşturdu, alanı genişletti ve ceza sahası çevresindeki baskıyı sürdürdü. Fas kalecisi Yassine Bounou ilk bölümde takımını ayakta tuttu. Savunma hattı da uzun süre temasını kaybetmedi. Fransa için gereken, bütün duvarı bir kerede yıkmak değil; ilk çatlağı bulduğunda oradan doğru hızla geçmekti.
O an 60. dakikada geldi. Mbappé, ilk yarının ağırlığını taşımak yerine hücumu bitiren oyuncu oldu. Beş dakika sonra bu kez Ousmane Dembélé'ye golü hazırladı. Maçın yarım saatten uzun süre açılmayan kapısı, beş dakika içinde iki kez açıldı.
Bu iki pozisyonun yakın aralıkla gelmesi tesadüfi bir patlama gibi görülebilir. Oysa Fas, ilk golün ardından daha önce koruduğu mesafeleri aynı rahatlıkla sürdüremezdi. Beraberliği aramak için birkaç metre öne çıkmak, Fransa'nın hızlı hücumcularına alan vermek demekti. Deschamps'ın takımı ilk yarıda bulamadığı boşluğu skor avantajıyla birlikte üretti. İkinci golde bireysel kalitenin yanında, maçın değişen şartını erken okuma becerisi de vardı.
Beş dakikada kurulan fark
Skorun kısa sürede 2-0'a gelmesi, Fransa'nın bir anda daha iyi oynamaya başlamasından ibaret değildi. İlk yarıda biriken baskı, Fas savunmasının koşu mesafesi ve sürekli tetikte kalma zorunluluğu ikinci yarıda karşılığını verdi. Büyük takımların rakibi yorması bazen bol pasla, bazen ikili mücadelelerle, bazen de aynı tehlikeyi tekrar tekrar göstermesiyle olur.
Mbappé'nin golü Fas'ı biraz daha öne çıkmak zorunda bıraktı. Dembélé'nin golü de bu değişen alanı cezalandırdı. İlk golün peşinden kontrolü kaybedip rakibe umut verecek bir bölüm yaşanmadı. Fransa, üstünlüğü bulunca maçı hızlandıracağı yeri de yavaşlatacağı yeri de doğru seçti.
Turnuva maçlarında 1-0 öne geçmek kadar, o golün hemen arkasındaki beş dakika da belirleyicidir. Sevincin ardından konsantrasyon düşebilir; rakip ilk kez daha cesur çıkarken savunmada boşluk oluşabilir. Fransa tam tersini yaptı ve ikinci darbeyi vurdu.
Sakinlik bir oyun becerisidir
Fransa'nın kadro kalitesini anlatmak kolay. Mbappé, Dembélé ve diğerleri tek pozisyonda maç çözebilecek oyuncular. Fakat bu galibiyeti yalnızca yıldızların bireysel becerisine bırakmak eksik kalır. Kadronun gücü, yıldızların kötü bir anından sonra takımın oyununun ayakta kalabilmesinde görüldü.
Mbappé penaltıyı kaçırdıktan sonra oyundan kaybolmadı. Gol attı, asist yaptı ve maçın merkezine yeniden girdi. Bunu, her topu tek başına çözmeye çalışarak değil, takımın kurduğu baskının içinde kalarak başardı. İyi oyuncunun hatayı unutması gerekir; iyi takımın da o hatayı büyütmemesi.
Fas'ın turnuva boyunca gösterdiği direnç, bu maçın Fransa açısından rahat geçtiği anlamına gelmiyor. İlk yarıdaki golsüzlük, penaltı kaçırılması ve skor baskısı karşılaşmayı zorlaştırabilecek bütün malzemeyi taşıyordu. Fransa farkı, bu malzemeden bir telaş hikâyesi çıkarmamasıyla yarattı.
Deschamps'ın turnuva takımlarında sık görülen özellik de burada işe yaradı: maçın her bölümünü aynı hızda oynamak zorunda hissetmemek. Fransa ilk golü ararken alanı sabırla daralttı, öne geçince Fas'ın açılmasını kullandı, iki farklı üstünlükten sonra da karşılaşmayı gereksiz bir koşu yarışına çevirmedi. Bu tutum seyirciye her dakika heyecan vermeyebilir. Elemeli maçta ise rakibin geri dönüş ihtimalini küçültür.
2-0'lık sonuç temiz ve net görünüyor. Onu değerli kılan, Fransa'nın zor anı ortadan kaldırması değil, zor anın oyunun şeklini bozmasına izin vermemesiydi. Bazen büyük takım olmak, herkesten hızlı hücum etmek değildir. Doğru oyunu, sonuç geciktiğinde de oynamaya devam etmektir.
Yarı finale giden yolun kırılma anı Mbappé'nin golüydü. O golü mümkün kılan ise kaçan penaltıdan sonraki yirmi dakikada Fransa'nın pas mesafelerini ve savunma güvenliğini korumasıydı. Skor gelmeden önce oyundan vazgeçmeyen takım, skor geldikten sonra maçı elinde tuttu.