Barış Tunca

Spor / Futbol / Barış Tunca

Barış Tunca

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Futbol yazarı

Yazarın tüm yazıları

İspanya finali top kaybını savunarak kazandı

Bir Dünya Kupası finalinde rakibin ilk şutuna uzatma bölümüne kadar izin vermiyorsanız, kupayı yalnız hücumcularınızla kazanmamışsınızdır. İspanya'nın Arjantin'i 1-0 yenip dünya şampiyonu olduğu maçın en çarpıcı ayrıntısı Ferran Torres'in 106. dakikadaki golü değil, Arjantin'in o gole kadar oyunda neredeyse hiç hücum cümlesi kuramamasıydı.

Arjantin finale gelirken 19 gol atmıştı. Lionel Messi ve Julián Álvarez'in bulunduğu bir takımı doksan dakika boyunca şutsuz bırakmak, stoperlerin ceza sahasında iyi durmasıyla açıklanamaz. İspanya topa sahipken bir sonraki top kaybını da hazırladı. Bekleri, orta sahası ve geride kalan oyuncuları birbirinden kopmadı. Top gittiğinde Arjantin'in ilk pası rahat çıkmadı; ilk pas çıktığında ikincisi için alan kalmadı.

Bu yüzden “İspanya yine çok pas yaptı” cümlesi finali anlatmaya yetmiyor. Pasın değeri sayısında değil, rakibin nerede beklemek zorunda kaldığında görüldü.

Top kaybından önce kurulan savunma

İspanya ilk tehlikeyi beşinci dakikada Lamine Yamal ile buldu. Dani Olmo'nun sağ tarafta açtığı alana giren Yamal yakın direği yokladı, Emiliano Martínez kurtardı. Maç boyunca benzer bir düzen vardı: İspanya kanatta bire bir ararken merkezini boşaltmadı, hücumun devamını getirecek oyuncuları topun çevresinde tuttu.

Bu yerleşimin iki faydası oldu. Birincisi, Arjantin ceza sahası önünde kalabalık savunma yaptığında top bir kanattan öbürüne taşınabildi. İkincisi daha önemliydi: Pas kesildiğinde Messi ya da Álvarez'e doğru uzun bir geçiş koridoru açılmadı. Arjantin'in hücumcuları topu aldığında önlerinde koşacak geniş saha değil, sırtlarında baskı ve çevrelerinde kırmızı formalar buldu.

Rodri'nin finaldeki ağırlığı burada ortaya çıktı. Dünya Kupası boyunca finale kadar 648 isabetli pas ve yüzde 93 pas başarısı, onun topu ne kadar güvenli kullandığını gösteriyordu. Fakat Rodri'nin işi yalnız oyunu sağa sola çevirmek değildi. Stoperlerin ne zaman öne çıkacağını, beklerin hangi anda hücuma katılacağını ve hücumcuların ne zaman yüzünü kaleye dönebileceğini düzenledi. FIFA'nın maç sonrası teknik değerlendirmesi de finaldeki top kazanma ve araya girme becerisini özellikle öne çıkardı.

Bir orta saha oyuncusu sürekli en gösterişli pası aramadığında bazen oyunun dışında sanılır. Rodri tam tersini yaptı. Topun gideceği yeri kadar kaybedilirse nerede karşılanacağını da belirledi. İspanya'nın savunması kendi ceza sahasının önünde değil, hücum pasının verildiği anda başladı.

Arjantin'in buna cevabı savunmada dayanmak oldu. Emiliano Martínez, Yamal'ın erken şutunun ardından Pau Cubarsí, Pedri ve Nico Williams'ın denemelerinde de takımını ayakta tuttu. Normal sürenin sonunda Yamal'ın serbest vuruşunu çıkarırken maçın penaltılara doğru gidebileceği hissi iyice büyümüştü.

Burada kalecinin iyi gecesi ile takımın iyi oyunu arasındaki farkı ayırmak gerekiyor. Martínez skoru tuttu; Arjantin maçı kendi istediği yere taşıyamadı. Savunmak zorunda kalmak ile savunmayı seçip oradan hücum planı üretmek aynı şey değil.

Kırmızı kart yalnız sayıyı değiştirdi

Enzo Fernández'in normal sürenin sonundaki ikinci sarı kartı Arjantin'i on kişi bıraktı. Maçın sonucu düşünüldüğünde kırmızı kartı tek açıklama yapmak kolay. Fakat Arjantin karttan önce de şut çekememişti. Oyunun yönü, oyuncu sayısı eşitken belirlenmişti.

Kartın değiştirdiği şey, Arjantin'in o yönü tersine çevirme ihtimali oldu. Uzatmada bir oyuncu eksikken merkezden çıkmak daha da güçleşti. İspanya ise hemen gelişigüzel orta yağmuruna başlamadı. Martínez önce Williams'ın kafa vuruşunu çıkardı, Merino başka bir fırsatı dışarı gönderdi. Williams ve Ferran Torres'in birer golü de geçerli sayılmadı. Baskı arttı fakat takımın şekli bozulmadı.

Golün kuruluşu bütün maçın kısa özeti gibiydi. Pedro Porro topu arka direğe gönderdi. Nico Williams doğrudan zor bir vuruşa gitmek yerine topu başıyla yeniden tehlikeli bölgeye indirdi. Ferran Torres gelişine vurup bitirdi. Bir kanattan başlayan hücum, öbür taraftaki oyuncunun ceza sahasına zamanında girişi ve merkezdeki bitiricinin doğru yerde kalmasıyla tamamlandı.

Bu golde üç farklı görev birbirine değdi. Porro genişliği verdi, Williams arka direkte ikinci topu canlı tuttu, Torres bitirdi. Kalabalık savunmaya karşı çözüm çoğu zaman tek oyuncunun üç kişiyi geçmesi değildir. Savunmanın birinci hamlesinden sonra topu ikinci kez oynayacak adamı bulmaktır.

Ferran'ın kulübeden gelmesi de önemli. Final uzadığında yorgun savunmaya karşı yalnız taze bacak yetmez; oyuna giren futbolcunun takımın bütün akşam aradığı koşuyu anlaması gerekir. Torres ceza sahasına erken dalıp pas yolunu kapatmadı, geride de kalmadı. Williams'ın indirebileceği noktaya doğru zamanda ulaştı.

Sabır, yavaşlık demek değildi

İspanya'nın turnuva boyunca sabırlı oynadığını söylemek doğru, ama bu kelime bazen yanlış anlaşılıyor. Sabır topu güvenli bölgede oyalamak değildir. Rakip çıkamadığı halde hücumu aceleyle bitirmemek, aynı zamanda fırsat doğduğunda tempoyu artırabilmektir.

Finalde bunun karşılığı, Arjantin'in güçlü olduğu düzensiz oyunu mümkün olduğunca az oynamaktı. Messi'nin topu yüzü dönük alacağı, Álvarez'in stoper arkasına koşacağı, orta saha oyuncularının ikinci toplara saldıracağı bir karşılaşma Arjantin'in işine gelirdi. İspanya topu kaybettiğinde dağılmayarak bu maçı vermedi.

Elbette 106 dakika gol atamamak kusursuz hücum anlamına gelmiyor. İspanya daha erken bitirebileceği pozisyonlar buldu, Martínez'i maçın başrol oyuncularından birine dönüştürdü. Topa bu kadar hükmeden takımın ceza alanında daha çabuk sonuç alması beklenir. Fakat finalde geciken gol takımın sabrını kör bir ısrara çevirmedi.

Arjantin açısından en ağır taraf da bu oldu. Son şampiyon, uzatmaya kadar skoru eşit tuttu; buna rağmen maçı uzun süre tehdit edemedi. Bir finali penaltılara birkaç dakika uzakta kaybetmek dramatiktir. O finale kendi hücum ritmini hiç yerleştirememek daha temel bir yenilgidir.

İspanya ikinci dünya şampiyonluğunu Ferran Torres'in vuruşuyla aldı. Kupayı o vuruşa kadar taşıyan ise top kendilerindeyken kurdukları savunmaydı. Finalin en iyi hücum hareketi 106. dakikada geldi; en iyi takım hareketi ondan önceki yüz dakikaya yayıldı.

Kaynaklar

Barış Tunca yazılarından devam et

Tüm arşivi aç