İstanbul’u anlatan fotoğraflar çoğaldıkça şehirle kurduğumuz ilişki kısalıyor. Bir yapının cephesini görüyor, kıyının rengini kaydediyor, sonra başka bir görüntüye geçiyoruz. Yürümek ise aynı yapının çevresindeki yokuşu, bekleme yerini ve kıyıya yaklaşma biçimini fark etmeye zaman bırakıyor. Bir meydanın neden orada olduğunu, bir yokuşun kimleri yavaşlattığını, kıyının hangi saatlerde kime açıldığını bu ayrıntılarla öğreniriz.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Gezi İstanbul programı bu yüzden yalnız ücretsiz bir gezi takvimi değil. Program, ağustos ayında doğa ve mimarlık, semt, müze ve kültür tarihi başlıkları altında rotalar düzenliyor; 18-29 yaş arasındaki İstanbul sakinlerini uzman rehberlerle buluşturuyor. 24 Ağustos’taki Boğaziçi rotası da kenti manzara olarak tüketmek yerine doğa ile yapılı çevrenin yan yana gelişini okumaya davet ediyor. Programın yıl boyunca 80 gezi hedefi, bu yaklaşımın tek seferlik bir etkinlik olarak düşünülmediğini gösteriyor.
Bir mimarlık gezisinin değeri, katılımcının kaç bina adı ezberlediğiyle ölçülmez. Önemli olan, yapının çevresindeki hayatı fark etmeye başlamasıdır. Kıyıdaki bir yapıyı yalnız cephesiyle değil, yaya akışıyla; tarihi bir sokağı yalnız geçmişiyle değil, bugün kimlerin kullandığıyla birlikte düşünmek gerekir. Bu ayrıntılar, binanın çevresindeki yaya akışını ve kullanım kararlarını birlikte düşünmeyi sağlar.
Bu bakış gençler için özellikle önemli. İstanbul’da doğan veya burada yaşayan bir kişi, kenti çoğu zaman ulaşım hattı, okul çevresi, iş yeri ve alışveriş bölgesi olarak tanıyor. Şehrin tarihini bilmek ise yalnız geçmişe sahip çıkmak anlamına gelmiyor. Bir yapının neden korunduğunu, bir kıyının neden kamusal kalması gerektiğini, bir meydanın neden yalnız geçiş alanı olamayacağını tartışabilmek demek. Mekânın nasıl çalıştığını öğrenen kişi, kendi mahallesindeki değişimi de daha dikkatli izler.
Burada rehberliğin niteliği belirleyici. Geziyi bir bilgi yarışmasına çevirmek, İstanbul’u isimler ve tarihler dizisine indirger. İyi bir rota, katılımcıyı durdurup bakmaya, sesleri ayırmaya, zemindeki değişimi fark etmeye ve farklı kullanıcıların aynı alanda nasıl karşılaştığını düşünmeye zorlar. Mimarlık tarihi, gündelik hayatla temas ettiğinde anlam kazanır.
Bu programların kalıcı olması için rotaların sonunda dijital bir fotoğraf albümü değil, kamusal bir kayıt da oluşmalı. Katılımcılar hangi noktada beklediklerini, nerede zorlandıklarını, hangi yapının çevresinden koptuğunu veya hangi kıyı parçasının erişilebilir olmadığını not edebilir. Böyle bir kayıt belediyenin yalnız kültür programını değil, gelecekteki bakım ve tasarım kararlarını da besler. Belediyenin hangi noktada bakım, erişim veya tasarım sorunu gördüğünü izleyebileceği bir kayıt oluşur.
İstanbul’un mimarlık mirası, Boğaziçi rotasında olduğu gibi her gün kullanılan yollarla birlikte okunuyor. Gezi İstanbul’un güçlü tarafı, bu yolları gençlere hazır bir manzara olarak sunmak yerine birlikte düşünme alanına çevirebilmesi. Katılımcı, rotadaki bir kıyı parçasının kimler için kolay veya zor kullanıldığını sormaya başladığında programın amacı somut bir karşılık buluyor.