Selim Niyazi

Yazarlar / Selim Niyazi

Selim Niyazi

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Dinler tarihi, düşünce ve tasavvuf yazarı

Yazarın tüm yazıları

Dinî Bilginin Ekranda Değişen Otoritesi

Akşam evde bir mesele konuşuluyor. Yeni girilen bir işten elde edilecek kazancın dinen sakıncalı olup olmadığı merak edilmiş. Eskiden ailede sözüne güvenilen birine telefon açılır, ertesi gün bir hocaya danışılır veya ilgili kitap aranırdı. Şimdi soru birkaç kelimeyle ekrana yazılıyor. Cevap saniyeler içinde geliyor: düzenli, kendinden emin ve maddeler halinde.

Bu kolaylığı küçümsemek doğru olmaz. Herkesin yakınında soru sorabileceği bir din görevlisi veya zengin bir kütüphane bulunmuyor. Üstelik insan bazen mahrem gördüğü bir meseleyi yüz yüze anlatmaktan çekiniyor. Yapay zekâ bu mesafeyi kısaltıyor. Fakat bir kapının kolay açılması, arkasında kimin bulunduğu sorusunu ortadan kaldırmıyor.

Dinî bilginin ekrana taşınması yalnız yeni bir iletişim aracı edinmemiz demek değildir. Bilgiyi kimden aldığımızı, cevabın sorumluluğunu kimin taşıdığını ve dinî otorite dediğimiz şeyin neyden oluştuğunu yeniden düşünmemizi gerektirir.

Gazzâlî'nin ilimle dert edinmesi

Gazzâlî, İhyâʾü Ulûmi'd-Dîn'in ilk bölümünü ilme ayırır. Bu tercih tesadüf değildir. Onun derdi bilgisizlik kadar, bilginin amacından uzaklaşmasıdır. İlim; itibar kazanmanın, tartışmada üstün gelmenin veya biçimsel hüküm vermenin aracına dönüştüğünde çok şey bilinebilir, fakat bilginin insanı değiştiren tarafı zayıflar.

Gazzâlî'nin yaşadığı çağ ile bugünün teknolojisini birbirine benzetmek kolaycılık olur. Yine de onun yaptığı ayrım hâlâ değerlidir. Bir cevabın doğru cümlelerden kurulması ile o cevabın ahlaki yükünü taşımak aynı şey değildir. Dinî bilgi, yalnız hafızada bulunan malzeme değil; niyet, yöntem, ehliyet ve mesuliyetle kurulan bir ilişkidir.

Yapay zekâ büyük bir metin birikimini tarayabilir, kavramları açıklayabilir ve farklı görüşleri yan yana getirebilir. Fakat karşısındaki insanın sözleşmesini görmeden kazancı, aile şartlarını bilmeden boşanma meselesini veya sağlık durumunu öğrenmeden ibadetle ilgili özel bir hali değerlendirmesi kolay değildir. Daha önemlisi, verdiği cevabın ardından ortaya çıkacak sonucu üstlenecek bir vicdanı ve meslek ahlakı yoktur.

Sınav başarısı otoriteye yetmiyor

2026'da yayımlanan bir araştırmada dört yapay zekâ modeli, Diyanet İşleri Başkanlığının 2024 Din Hizmetleri Alan Bilgisi sınavlarındaki kırk soruyla değerlendirildi. Modellerin ilk sınavdaki başarı oranları yüzde 55 ile 75, ikinci sınavdaki oranları ise yüzde 85 ile 95 arasında değişti. Bu sonuçlar hafife alınacak gibi değildir. Bir makinenin dinî ilimlere ait çok sayıda soruyu doğru cevaplayabilmesi, eğitim ve araştırma bakımından ciddi bir imkândır.

Fakat sınav başka, irşat başkadır. Çoktan seçmeli soruda doğru şıkkı bulmak için sorunun sınırları önceden çizilmiştir. Gerçek hayatta ise insan çoğu zaman neyi sorması gerektiğini bile tam olarak bilmez. Sorunun içinde söylenmeyen bir ayrıntı, hükmün yönünü değiştirebilir. Bazen soran kişi dinî bir hükümden önce korkusunun yatıştırılmasına, bazen de hoşuna giden cevabın değil doğru yöntemin gösterilmesine ihtiyaç duyar.

Din İşleri Yüksek Kurulunun açıkladığı fetva yöntemi de bu nedenle yalnız sonuçlardan oluşmaz. Kur'an ve Sünnetin yanında tarihî birikim, içtihat, örf ve güncel ihtiyaç dikkate alınır; hukukî hüküm ile kişinin dindarlığını ilgilendiren fetva arasındaki ayrım gözetilir. Böyle bir yöntem, hazır cevap deposundan daha fazlasıdır. Cevaba nasıl varıldığını ve nerede durulması gerektiğini de belirler.

Elbette insanın ve kurumun bulunduğu yerde hata ihtimali de vardır. Bir cevabın bir kürsüden, kitaptan veya resmî kanaldan gelmesi onu kendiliğinden tartışılmaz kılmaz. Dinî otoriteyi değerli kılan, yanılmazlık iddiası değil; kullandığı kaynakları gösterebilmesi, itiraza cevap verebilmesi ve gerektiğinde hükmünü düzeltebilmesidir. Yapay zekâ ile insan arasındaki farkı “biri hep yanlış, diğeri hep doğru” diye kurmak meseleyi çocukça bir yarışa çevirir. Asıl fark, hesap verebilirliğin nerede aranacağıdır.

Aynı soru, değişen anlatılar

Yapay zekâ hakkında yapılan ikinci bir 2026 araştırması daha incelikli bir uyarı getiriyor. Üretken yapay zekâların Allah tasavvurunu nasıl anlattığını inceleyen çalışmada cevapların kullanılan dile, kullanıcı profiline ve sorunun nasıl kurulduğuna göre anlamlı biçimde değiştiği görüldü. Bir model daha manevi ve rehberlik edici, diğeri daha kavramsal bir dil kurabiliyor.

Bu bulgu bize makinenin nötr bir cam olmadığını hatırlatıyor. Ekranda gördüğümüz cevap, büyük bir bilgi yığınının doğrudan ve lekesiz yansıması değildir. Modelin eğitildiği metinler, sistemin tercihleri ve kullanıcının cümlesi o cevabın biçimini etkiler. Aynı mesele hakkında farklı araçlardan farklı güven tonlarıyla cevap alınabilmesi de bundandır.

İnsanın burada küçük bir zaafı devreye giriyor: En doğru cevabı değil, en rahatlatıcı cevabı aramak. Bir din görevlisine aynı soruyu art arda sormaktan utanabiliriz; fakat ekranda hoşumuza giden sonuç çıkıncaya kadar cümleyi değiştirmek kolaydır. Teknoloji böylece yalnız bilgiye ulaşmayı değil, insanın kendi arzusuna uygun hüküm aramasını da hızlandırabilir.

Aracın yeri, sorumluluğun sınırı

Yapay zekâyı dinî alandan bütünüyle uzaklaştırmak ne mümkün ne de gereklidir. Kavram öğrenmek, bir meselenin hangi başlık altında incelendiğini bulmak, kaynak listesi çıkarmak veya uzmanla yapılacak görüşmeye hazırlanmak için değerli bir yardımcı olabilir. Kurumlar da bu imkânı görmezden gelmemelidir. Diyanet'in 2026 için planladığı yaygın din eğitimi sempozyumunda dijitalleşme ve yapay zekâya ayrı yer vermesi, meselenin artık geçici bir merak olmadığını gösteriyor.

Yine de kişiye özel bir dinî hüküm, aileyi etkileyen bir karar veya sağlık ve mal varlığı gibi sonuçları ağır bir mesele söz konusu olduğunda doğrulanabilir kaynaklara ve ehil insanlara başvurmak gerekir. Bu, eski olanı sırf eski olduğu için korumak değildir. Hata ihtimali bulunduğunda muhatap, yöntem ve sorumluluk aramaktır.

Burada dinî kurumlara da görev düşüyor. İnsanlara yalnız “ekrana sormayın” demek, onları ekrana yönelten ihtiyacı anlamamak olur. Cevap kanalları erişilebilir, dili anlaşılır ve bekleme süresi makul değilse en ihtiyatlı insan bile kolay olana yönelecektir. Gelenek, ulaşılması güç bir kapının arkasında bekleyerek korunamaz. Yeni araçları kullanırken yöntemi görünür kılmak ve hangi sorunun genel bilgi, hangisinin uzman görüşü gerektirdiğini açıkça belirtmek gerekir.

Dinî otorite yalnız çok şey bilmekten doğmaz. Nereden konuştuğunu açıklamak, bilmediğinde durmak, soruyu doğru anlamak ve cevabın insandaki karşılığını önemsemek de bu otoritenin parçalarıdır. Makine bize pek çok kapının yerini gösterebilir. Fakat hangi kapıdan, hangi niyetle gireceğimizin mesuliyeti hâlâ bize aittir.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Selim Niyazi yazılarından devam et

Tüm arşivi aç