Bir cümlenin altına kimin söylediğini yazınca, cümlenin yükünü de taşımış olmuyoruz. Bilhassa dinî sözlerde bu yanılgı sık görülüyor. Bir rivayet, bir ekran görüntüsüne yahut konuşmanın arasına yerleştirildiğinde, insan hem kendi kanaatini güçlendirdiğini hem de söze saygınlık kattığını zannediyor. Oysa bir sözü yerinden alıp dolaşıma sokmakla onu anlamak arasında epeyce mesafe vardır.
Diyanet'in 1 Eylül'de duyurduğu Hadislerle İslâm (Serlevha Hadisler) seçkisi, bu mesafeyi düşünmek için iyi bir vesile. Duyuruya göre eser, konu başlıkları altında tasnif edilmiş 1601 rivayetten oluşuyor. Böyle bir seçki, okuru geniş bir külliyata yöneltebilir; fakat bir rivayetin geçtiği eseri, açıklamasını ve hangi meselede kullanıldığını kendiliğinden vermez. Bu yüzden seçkide karşılaşılan bir cümleyle tartışmayı bitirmiş saymamak gerekir.
Hadis ilmi bu ihtiyatı sonradan icat etmedi. Rivayetleri derleme ve tasnif etme işi, sözün kimden, hangi yolla ve hangi bağlamla geldiğini koruma çabasının içinden doğdu. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Tedvîn maddesi, hadislerin önce derlendiğini, ardından konulara veya râvilere göre tasnif edildiğini anlatır. Bu tarih, dinî sözün gelişigüzel bir alıntı hazinesi sayılmadığını gösterir. Rivayeti toplayan ve başlık altında bir araya getirenler, sonraki okuyucunun sözü yanlış yere taşımaması için de bir çerçeve kurmuş olurlar.
Burada iki yanlış uç var. Birincisi, önüne gelen her sözü, kaynağı ve sıhhati sorulmadan Peygamber'e nispet etmektir. İkincisi ise rivayet geleneğindeki bütün emeği, bugünün aceleciliğiyle bir kenara atmaktır. İlkinde sözün aidiyeti araştırılmaz; ikincisinde ise araştırma geleneğinin kurduğu kaynak düzeni hiç görülmez. Her iki tavır da okuru metnin kendisinden uzaklaştırır.
İsnad, yani bir rivayetin kimlerden geçerek aktarıldığını gösteren zincir, bu yüzden yalnız eski kitapların teknik ayrıntısı değildir. Hadislerle İslâmın mukaddimesi, senedin varlığının tek başına yeterli görülmediğini; râvilerin güvenilirliği ve zincirin kesintisizliği için ayrıca ölçüler geliştirildiğini kaydeder. Bu titizlik, her okuyucunun tek başına hadis tenkidi yapması gerektiği demek değildir. Tam tersine, kendi bilgimizin sınırını bilmeyi öğretir.
Bugün dinî bir sözü kullanırken önce küçük sorular sormak yeterli bir başlangıçtır: Bu söz hangi eserde geçiyor? Hangi bağlamda söylenmiş? Bir ahlâk tavsiyesi mi, belirli bir olaya dair açıklama mı, yoksa fıkhî bir hükümle ilgili rivayet mi? Bu ayrımlar yapılmadan tek satırdan geniş sonuçlar çıkarmak, sözü kendi arzumuzun hizmetine sokabilir.
Tasavvufun nefis terbiyesi dediği işin burada da bir karşılığı vardır. İnsan, kendi fikrini daha kuvvetli gösterecek sözü hemen bulmak ister. Buna karşılık, hoşumuza giden rivayetin de açıklamaya, bağlama ve ehil bir okumaya ihtiyaç duyabileceğini kabul etmek daha zor gelir. Bu durumda yapılacak iş, rivayeti tartışmada üstünlük sağlayan kısa bir delil gibi tekrarlamak değil, onun hangi anlamı taşıdığını öğrenmeye çalışmaktır.
Yeni hadis seçkileri elbette okunmalı; okumaya teşvik eden her ciddi çalışma kıymetlidir. Yine de seçkiden alınan bir cümleyi paylaşmadan veya onunla hüküm vermeden önce kaynağını ve bağlamını kontrol etmek gerekir. Bu küçük dikkat, hem rivayete hem de o rivayetin adına konuştuğumuz insanlara karşı daha dürüst bir yol açar.