Yazarlar / Miras ve Mana

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi

Dinler tarihi, düşünce ve tasavvuf yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Okulun ilk dersi yer açmaktır

Sabah ışığı alan boş bir ilkokul sınıfında, aralık bırakılmış ahşap sıralar ve bir okul çantası

Görsel: Temsili editoryal çalışma.

Eylülün ilk günlerinde okul kapısında iki ayrı telaş görülür. Çocuk, yeni çantasının askısını düzeltir; yetişkin, onun sınıfa alışıp alışamayacağını düşünür. Bu yıl okul öncesi ve ilkokul birinci sınıflar için 7-11 Eylül arasında uyum eğitimi yapılacak; derslerin ilk dönemi 14 Eylül'de başlayacak. Takvim, haklı olarak sınıfı, öğretmeni ve programı sayıyor. İlk günlerde çocuk, bu düzenin arkadaşlarıyla birlikte yaşanacağını da öğrenir.

Okulun ilk öğretisi çoğu zaman ders kitabında yazmaz. Sırayı paylaşmak, söz kesmemek, oyuna sonradan katılanı dışarıda bırakmamak, hata yapan arkadaşın önünde gülmemek… Bunlar küçük görünen işlerdir. Çocuk, sınıfta kendisi için konan kuralların arkadaşını da koruduğunu bu davranışlarda görür.

Kur'an'da Mücâdele sûresinin 11. âyeti, bir mecliste “yer açın” denildiğinde yer açılmasını ister. Ayetin ilk bakışta oturma düzeniyle ilgili görünen örneği, Diyanet'in tefsirinde yalnız zarar vermemekle sınırlı olmayan; gönül alma ve toplumsal kaynaşmaya yönelen bir görgü çağrısı olarak açıklanır. Bu inceliği okul sınıfına taşımak, ayeti bir sınıf yönetmeliğine çevirmek değildir. Yine de sınıfa yeni gelen için sırada yer açmak ve sözü bölmeden beklemek, bu çağrının çocukların anlayacağı karşılıklarıdır.

Edep kelimesi bugün bazen yalnızca suskun, ürkek çocuk yetiştirmekle karıştırılıyor. Oysa edep, sesini tamamen kısmak değildir. Sözün sırasını, yerini ve muhatabını bilmektir. Çocuğa soru sormayı öğretirken arkadaşının sorusunu dinlemeyi; başarılı olmaya heveslendirirken başarının başkasını küçümseme izni vermediğini de öğretmektir. Bu, kibarlık kampanyası değil, öğrenmenin şartıdır. Kendini sürekli savunmak zorunda kalan çocuk dikkatini derse veremez; sözü her defasında alaya çevrilen çocuk da merakını uzun süre taşıyamaz.

Modern eğitim dili çoğu zaman beceri, performans ve özgüven üzerinde duruyor. Bunların elbette yeri var. Fakat özgüvenin bir sınırı yoksa, sınıfta en hızlı konuşanın sözü hakikat sayılır. Böyle bir sınıfta bilen çocuk, sorusunu tamamlayamayan arkadaşının sözünü kolayca bastırabilir. Edep, bilen çocuğun da sözünü söylemeyene kulak vermesini ve öğretmenin buna imkân açmasını ister.

Bu yüzden uyum haftasında yalnız koridorların, lavaboların ve ders saatlerinin anlatılması eksik kalır. Çocuklara sınıfa yeni geleni nasıl karşılayacaklarını, farklı konuşana nasıl kulak vereceklerini, kırdıklarında nasıl özür dileyeceklerini göstermek gerekir. Yetişkinlerin de bunu yalnızca çocuklardan beklememesi gerekir. Öğretmenin bir öğrenciyi sınıfın önünde küçültmesiyle çocuğun arkadaşını küçültmesi aynı şey değildir; ama ikisi de sınıfa aynı dersi verir.

Yeni eğitim yılı, her çocuğun aynı hızda konuşmadığını ve aynı kolaylıkla arkadaş edinmediğini hatırlatır. Sınıfta başarıyı yalnız notla ölçen bir düzen, sessiz kalanların çekingenliğini büyütebilir. Uyum haftasının asıl değeri, çocukların birbirine yer açmayı daha ilk günlerden denemesinde görülür.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Selim Kemal Niyazi yazılarından devam et

Tüm arşivi aç