Yazarlar / Miras ve Mana

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi

Dinler tarihi, düşünce ve tasavvuf yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

İstihare kararın yerine geçmez

İstanbul manzaralı pencerede, açık boş defter, dolma kalem ve çay bardağı bulunan ahşap çalışma masası

Görsel: Temsili editoryal çalışma.

Eylülün ilk günlerinde insanın önüne küçük büyük kararlar birikiyor. Bir okul seçilecek, bir iş teklifi cevaplanacak, bir ev tutulacak; bazen de uzun zamandır ertelenen bir konuşma yapılacak. Böyle zamanlarda, kararın yükü ağırlaştıkça insan onu kendi omzundan indirmek istiyor. İstihareyi de bazen bu isteğin kolay bir yolu sanıyoruz: Bir rüya görülsün, içe bir renk doğsun, mesele kapanmış sayılsın.

Oysa istihare, karar vermekten kaçmanın dini adı değildir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin İstihâre maddesi, onu insanın gerekli çabayı gösterip araştırmasını ve istişaresini tamamladıktan sonra hayırlısını Allah'tan istemesi olarak tarif eder. Bu tarif, karar öncesinde bilgi toplamanın ve güvenilir kimselere danışmanın ihmal edilmemesini gerektirir; dua ise bu çabadan sonra gelir.

Âl-i İmrân sûresinin 159. ayetindeki “onlarla istişare et; karar verince de Allah'a tevekkül et” buyruğu da bu sırayı taşır. İstişare, insanın kendi arzusunu tek ölçü saymamasına yardım eder. Tevekkül ise tedbir alındıktan sonra sonucun bütünüyle kendi denetiminde olmadığını kabul etmektir. Ayette bu iki tutum ardı ardına anılır.

Bu ayrım, özellikle yakınlarımızın hayatı hakkında söz söylerken önemlidir. Evlenmek isteyen bir gence, meslek değiştirmeyi düşünen bir dosta veya tedavi konusunda kararsız kalan bir akrabaya “bir istihare yap” deyip soruyu kapatmak, çoğu zaman dindarca görünen bir uzak duruştur. O kişinin ihtiyacı bazen güvenilir bilgiye, bazen tecrübeli bir hekime, bazen de kendisini gerçekten dinleyecek bir yakına dayanır. Böyle bir durumda dua etmek, bu desteği vermeyi veya gerekli bilgiyi aramayı gereksiz kılmaz.

Eski metinlerde rastlanan rüyada renk görme, bir işaret bekleme yahut bir sayfayı rastgele açıp hüküm çıkarma alışkanlıklarının dinî kesinlik gibi sunulması bu yüzden problem taşır. TDV maddesi, rüyada renklerden anlam çıkarma biçimlerinin şahsî tecrübelere dayandığını, dinî bir nitelik taşımadığını açıkça belirtir. Bu tür tecrübeler bir kimse için anlamlı olabilir; fakat başkasının hayatı hakkında kesin bir hükmün delili sayılamaz.

Tasavvufun nefis terbiyesi dediği dikkat burada yeniden hatırlanmalı. Nefis yalnız acele karar vermekle kendini göstermez; karar sorumluluğunu görünmez bir işarete devretmek de ona hoş gelebilir. Böylece yanlışın hesabı kişiden uzaklaşmış görünür. Hâlbuki istihare duasında kul, “sen bilirsin, ben bilmem” derken iradesini terk etmiyor; bilgisinin sınırını kabul ediyor. Bunun sonucu, karar öncesinde araştırmayı daha dikkatli yapmak ve danışırken kendi arzusunu saklamamaktır.

Elbette istişare, insanın kararını kalabalığa teslim etmesi de değildir. Şûra geleneği, danışılan kişinin güvenilir, tecrübeli ve o işte özel çıkarı olmayan biri olmasına dikkat çeker. Bu ölçütler, danışılacak kişiyi seçerken her yüksek sesin, her tanıdığın veya her ekran yüzünün aynı ağırlıkta görülmemesi gerektiğini gösterir.

Bu bakımdan istihare, araştırma ve istişareden arta kalan boşluğu bir işaretle doldurma çabası değildir. İnsan kararını verir, elinden gelen tedbiri alır ve sonucu hakkında her şeye sahipmiş gibi davranmaz. İstiharenin karar zamanındaki yeri, sorumluluğu azaltmak değil bu sınırı hatırlatmaktır.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi yazılarından devam et

Tüm arşivi aç