Yazarlar / Neden Öyle?

Necla Öğretmen

Necla Öğretmen

Emekli fen bilgisi öğretmeni ve gündelik bilim yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Karanlıkta görme gücümüzü artıran göz bebeği ve retina uyumu

Karanlık bir koridor ve loş odaya geçişi gösteren yazısız, doğal editoryal sahne; gözün düşük ışığa uyumunu çağrıştırıyor

Bir sinema salonundan gün ışığına çıkınca gözlerimizi kısmamız, karanlık bir odaya girince ise önce duvara tutunacakmışız gibi hissetmemiz tanıdık bir durumdur. Birkaç dakika sonra aynı oda biraz daha seçilir hâle gelir. Gözlerimiz yeni bir ışık üretmez; görme düzenini, elde kalan az ışığı daha iyi kullanacak biçimde değiştirir.

İlk ayar göz bebeğinde

Karanlığa girer girmez irisin çevresindeki kaslar göz bebeğini genişletir. Böylece içeri daha çok ışık girer. Bu hareket hızlıdır ama tek başına yeterli değildir. Göz bebeğinin büyümesi, fotoğraf makinesinde açıklığı artırmaya benzer; görüntüyü alan asıl duyarlı katman retinadır.

Retinada iki ana ışık algılayıcı hücre grubu bulunur: koniler ve çubuklar. Koniler aydınlıkta renkleri ve ince ayrıntıları seçmemize yardım eder. Çubuklar ise düşük ışıkta daha hassastır; fakat renkleri iyi ayıramaz ve görüntü ayrıntısı daha sınırlıdır.

Çubuk hücreleri yavaşça devralır

Aydınlık bir ortamdan karanlığa geçerken koniler kısa süre daha çalışır, sonra duyarlılıkları azalır. Çubuk hücrelerindeki ışığa duyarlı maddeler ise parlak ortamda büyük ölçüde kullanılmış durumdadır. Karanlıkta bu maddeler yeniden hazırlanırken çubukların hassasiyeti artar. Bu yüzden gözün “alışması” bir düğmeye basmak gibi değil, kademeli bir toparlanmadır.

İlk birkaç dakikadaki farkı göz bebeğinin açılması ve konilerin ayarı sağlar. Yaklaşık 7-10 dakika sonra çubukların katkısı belirginleşir; daha uzun karanlıkta duyarlılık artmaya devam eder. NASA’nın gökyüzü gözlemi notlarında tam karanlık uyumunun yaklaşık 30 dakika alabileceği, parlak bir ışığın bu uyumu geçici olarak bozabileceği belirtiliyor. Süre, ışığın şiddetine ve kişinin gözlerine göre değişebilir; rakamları cetvel gibi düşünmemek gerekir.

Renklerin soluklaşması ve yana bakmak

Karanlıkta odanın eşyaları bize daha gri görünür, çünkü renk bilgisine ağırlık veren koniler yeterince ışık bulamaz. Çubukların duyarlı olduğu ışık düzeyi daha düşüktür ama onların görüntüsü renkli bir resim gibi değildir.

Loş bir yıldızı ya da uzaktaki küçük bir ışığı doğrudan değil de biraz yanına bakarak daha iyi seçmemizin sebebi de budur. Retinanın tam ortasında, ayrıntıyı seçmede çok başarılı konilerin yoğun olduğu bölge vardır. Çubuklar ise merkezin çevresinde daha fazladır. Bakışımızı biraz yana çevirdiğimizde silik ışığın çubuklara düşme ihtimalini artırırız. Gökbilimcilerin “yan bakış” diye kullandığı yöntem, gözün yapısından doğan basit bir bilgidir.

Bu nedenle karanlıkta telefon ekranını birden açmak gözümüzü tembelleştirdiği için değil, çubukları yeniden parlaklığa uyum sağlamak zorunda bıraktığı için rahatsız eder. Merdiven, yol ya da araç kullanımı gibi dikkat isteyen bir yerde ani parlaklığa güvenmemek; ışığı mümkünse kademeli açmak daha güvenlidir. Görme zorlanması sürekli oluyor, tek gözde belirginleşiyor veya ağrı ve ışık çakmaları eşlik ediyorsa bunu yalnızca karanlığa uyum diye yorumlamamak, bir göz hekimine başvurmak gerekir.

Karanlığa alışmamızın küçük dersi şudur: Görmek yalnızca göze ışık gelmesi değildir. Göz bebeği gelen ışığın miktarını ayarlar, retina hangi hücreyi öne çıkaracağına karar verir, beyin de bu zayıf işaretleri bir görüntüye dönüştürür. Odayı bir anda aydınlatmadan birkaç dakika beklediğimizde, aslında gözümüzün bu ortak çalışmasına zaman tanırız.

Kaynaklar: NASA Science / Night Sky Network; University of Washington Neuroscience for Kids; New York University Center for Neural Science; University of Minnesota Open Textbook.

Necla Öğretmen yazılarından devam et

Tüm arşivi aç