Yazarlar / Bakış ve Madde

Ahmet Başarır

Ahmet Başarır

Sanat, sanat tarihi ve sosyal bilimler yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Betonun Taşıdığı Söz

Tropik bir kentte güneş altında geniş merdivenleri ve gölgelikli girişi bulunan yazısız modernist kamu yapısı

Görsel: Gezdiren için özgün editoryal görsel.

Senegal'in Dakar kentindeki Centre International du Commerce Extérieur du Sénégal'in 1970'lerin başında tamamlanan iri beton gövdesine bakınca, mimarlığın bazen bir binadan çok bir cümle kurduğunu anlıyoruz. Cümle şudur: Bu ülke kendi ticaretini, kurumlarını ve ufkunu kendisi tasarlayabilir. MoMA'nın temmuzda açtığı Architects of Liberation: Modernism in Western Africa sergisi, Batı Afrika'da bağımsızlık yıllarında yapılan bu tür yapıları çizimler, maketler, arşiv görüntüleri ve yeni çekilmiş fotoğraflarla yan yana koyuyor.

Sergi, 1950'lerin sonundan 1980'lere uzanan dönemde Benin, Kamerun, Fildişi Sahili, Gana, Nijerya, Senegal ve Togo'da mimarlığın nasıl yoğunlaştığını gösteriyor. 1960'ın, on yedi Afrika ülkesinin siyasal bağımsızlık kazandığı yıl olarak anılması tesadüf değil; yeni devletlerin önünde yalnız bayrak ve anayasa meselesi yoktu. Okul, konut, meydan, bakanlık, iletişim ve ticaret yapılarıyla gündelik hayatın hangi kurumlar içinde akacağı sorusu vardı. Beton, cam ve geniş saçaklar bu yüzden biçimsel bir moda olmaktan daha fazla şeydi.

Burada kolay bir heyecanla davranmak istemem. Modernist biçim kendi başına özgürleştirici değildir; Avrupa'nın sömürgeci yönetimleri de betonarme kullandı, plan yaptı, kentleri kendi idari ihtiyaçlarına göre böldü. Bu nedenle sergideki bağımsızlık dönemi yapılarının anlamı, betonun kendisinden çok onları planlayan kamu kurumlarında ve o yapıların açtığı ya da kapattığı kullanım imkânlarında aranmalı. Bağımsızlık sonrası mimarlığın önemi, eski merkezden ithal edilmiş bir estetiği sahiplenmesinde değil, eğitimi, ulaşımı, konutu ve kamusal karşılaşmayı yeni bir yurttaşlık fikrine bağlama arzusunda yatıyordu.

İddia ile kullanım arasındaki farkı da gözden kaçırmamak gerekir. Bir devlet yapısı geleceğe dair bir tasarımın işareti olabilir; fakat binaya erişim zor, çevresi güvensiz ya da sunduğu hizmet dar bir kesime açıksa bu işaret yurttaşların hayatına eşit biçimde değmez. Böyle durumlarda yapının estetik gücü, kamusal hizmete erişimdeki farkları gidermez. Sergi, çizim ve arşiv fotoğraflarını bu sorudan bağımsız izlemeyi zorlaştırıyor.

MoMA, sergide yaklaşık dört yüz nesneyi ve çoğu ilk kez kamusal olarak gösterilen malzemeyi bir araya getiriyor. Bu yoğunluk, mimarlık tarihinin alışılmış merkezlerini biraz yerinden ediyor. Avrupa'dan ya da Kuzey Amerika'dan bakınca modernlik çoğu kez ihraç edilen bir dil gibi anlatılır. Oysa serginin işaret ettiği yapılarda iklim, yerel iş gücü, yeni devlet bürokrasileri, Pan-Afrikanizm ve Afrikalılaşma düşünceleri bu dili tartışmalı biçimde dönüştürmüştü. Bu yüzden çizimlere ve fotoğraflara, tasarımcıların adları kadar kamusal mekân için ayrılan para, emek ve karar yetkisi bakımından da bakmak gerekiyor.

Bir binanın fotoğrafı, onun kimler tarafından ve nasıl kullanıldığını tek başına anlatmaz. Yine de fotoğraftaki boşluklar, gölgeler, girişler ve ölçü, bir dönemin ortak hayat için hangi mekânları kurmaya çalıştığına dair ipucu verir. Dakar'daki yapı için de fotoğrafın gösteremediği kullanım bilgisini, çevresindeki kentin ve kurumların tarihiyle birlikte aramak gerekiyor.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Ahmet Başarır yazılarından devam et

Tüm arşivi aç