Görsel: Gezdiren için özgün editoryal çalışma.
İnsan, öfkelendiğinde kendi sesini herkesten daha makul duymaya başlıyor. Hele elinde makam, bilgi, yaş veya kalabalık varsa, cevap vermeyi kolayca hak dağıtmak sanabiliyor. Böyle anlarda sözü geçen kişi, karşısındakinin ne söylediğini dinlemeyi ve vereceği karşılığın sonucunu hesaba katmayı ihmal etmemelidir.
İslâm ahlâkında bu borcu anlatan kelimelerden biri hilimdir. Türkçede çoğu kez yumuşak huyluluk diye karşılanır; kelimenin eski metinlerdeki yükü daha geniştir. TDV İslâm Ansiklopedisi, hilmi öfke kabardığında düşünce dengesini koruma, ağırbaşlılık ve akıllı davranışla birlikte açıklar. Buradaki akıl, hızlı bir hesap yapma becerisi değildir. İnsanın öfkesinin kendisine söylettiği şeyi tartabilmesidir.
Bu ayrım önemlidir; zira hilim suskunluk talimi sayılmaz. Haksızlığa uğrayanın hakkını araması, zorbalığa itiraz etmesi ve zararı durdurması gerekir. Hilim, bunları bırakıp incinmiş görünmeye razı olmak anlamına da gelmez. Klasik kaynakların anlattığı kişi, öfkesini eyleme dökebilecek imkânı bulunduğu hâlde ölçüsünü kaybetmez. Affın anlamı da böyle bir imkânın yanında belirginleşir.
Âl-i İmrân sûresinin 134. âyeti, bollukta ve darlıkta infak edenleri, öfkelerini yenenleri ve insanları affedenleri birlikte anar. Âyetin sıralaması, öfkeyi yok saymayı öğretmez. Öfke vardır; insanın içinde kabarır. Mesele, onun kararın tek sahibi olmasına izin vermemektir. Diyanet tefsiri de bu âyetleri insanı bencillik, hırs ve düşmanlıktan koruyan ahlâk ilkeleri içinde açıklar.
Gazzâlî, İhyâʾü Ulûmi'd-Dîn'de gazap bahsini insanın savunma kuvveti olarak ele alır. Ölçüsünü kaybeden gazap kişiyi saldırganlığa sürükler; bütünüyle söndüğünde ise insan haksızlığa karşı hareketsiz kalabilir. Bu eski ayrım, öfkeye dair bugünkü konuşmalarımızdan daha dikkatli görünüyor. Bize her kızgınlığın haklı, her sakinliğin erdemli olmadığını hatırlatıyor. İnsan bazen adalet duygusuyla öfkelenir; o duygunun ardından kurduğu söz ise başkasına haksızlık edebilir.
Hilmin gündelik sınavı, itiraz geldiği anda başlar. Yönetici, kendisine karşı çıkan çalışanın sözünü bitirmesine izin verdiğinde; öğretmen, yanlışını gösteren öğrenciyi küçümsemediğinde; ailede daha güçlü olan, tartışmayı korku vererek kapatmadığında bu erdem somutlaşır. Bu tutumlar kararsızlık anlamına gelmez. Karar yine verilir, sınır yine çizilir; fakat öfkenin ilk dürtüsü, verilecek cevabın gerekçesi sayılmaz.
Bugün sürat, çoğu zaman samimiyetin işareti sayılıyor. Hemen cevap vermek, karşı tarafın niyetini derhâl çözmek, bir cümleyi sahibine iade etmek maharet gibi sunuluyor. Hilim bu alışkanlığın önüne küçük ama zor bir ara koyar: Önce olup biteni anlamaya çalış. Sonra elindeki gücün hangi sözü söylemene izin verdiğini düşün. Bu ara, insanı edilgenleştirmez; verdiği karşılığın hesabını üstlenmeye çağırır.
Benim kanaatimce hilim, özellikle güç sahibi insanların ahlâkıdır. Gücü bulunmayanın sessizliği bazen mecburiyettir; onu erdem diye övmek haksızlık olur. Sözü geçebilen kişi, kendi sözünün nerede duracağını bilmelidir. Bu dikkat kaybolduğunda toplantılar ve aile içi konuşmalar, meseleyi çözmek yerine kimin daha çok incittiğini hatırlatan tartışmalara dönüşür.