İşe Gelince / İnsan ve Sistem

Derya İdil Sönmez

Derya İdil Sönmez

İnsan kaynakları ve organizasyonel psikoloji yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

İşe yerleştirme sayısı arttığında işin niteliği sorusu

İstanbul manzaralı bir ofiste yönetici ve yeni çalışanın görev planını incelediği yazısız özgün editoryal görsel

İŞKUR’un canlı işe yerleştirme haritasında 2026 yılı için 1 milyon 337 bin 610 sayısı görünüyor. Bu rakam, iş arayanla işverenin buluşabildiğini anlatıyor. Fakat bir kişinin işe girmesiyle iyi bir çalışma düzeni kurulmuş olmuyor. İlk haftalardaki görev, destek ve mesai belirsizliği işe girişten sonra da sürüyorsa sorun rakamda değil, kurulan düzendedir.

TÜİK’in Haziran 2026 verisinde mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 42,5 saat. Aynı bültende işsizlik oranı yüzde 7,6, istihdam edilenlerin sayısı 32 milyon 733 bin olarak açıklandı. Bu tabloyu yalnızca “daha çok kişi çalışıyor” cümlesiyle okumak eksik kalır. İnsanların hangi görev tanımıyla, hangi vardiya düzeniyle ve ne kadar öngörülebilir bir zamanla çalıştığı da aynı resmin parçası.

İşe alım kararlarında çoğu kurumun ölçtüğü ilk şey pozisyonun dolmasıdır. Oysa pozisyonun üç ay sonra hâlâ aynı açıklıkta durup durmadığı daha öğretici bir bilgidir. Çalışan, sorumluluğunun sınırını bilmiyorsa, her hafta değişen önceliklerle ilerliyorsa ve mesaiye ilişkin beklenti baştan konuşulmamışsa işe yerleştirme bir başlangıç kaydı olarak kalır.

Bu durum çalışanın kişisel dayanıklılığıyla açıklanamaz. Görev tanımının bulanıklığı yönetim tercihidir. Çalışma saatlerinin fiilen uzaması, izinlerin ertelenmesi ya da işi öğrenme sürecinin yalnızca yeni çalışana bırakılması da öyle. İnsan kaynaklarının görevi sadece adayı bulmak değil, işe girişten sonra kurumun verdiği söz ile günlük uygulama arasındaki farkı izlemektir.

İyi bir işe alım süreci, teklif mektubundan sonra bitmez. İlk haftalarda kimden destek alınacağı, başarı ölçütünün ne olduğu, vardiya ve erişilebilirlik beklentisinin nerede başlayıp nerede bittiği açıkça kurulmalıdır. Yönetici de bu çerçeveyi değişen iş yükü karşısında güncellemelidir. Çalışan bu soruların cevabını sürekli kendi başına arıyorsa, işe alım sayısının yükselmesi işin sürdürüldüğünü göstermeye yetmez.

İŞKUR’un yerleştirme sayısı önemli bir hareketi gösteriyor; TÜİK’in çalışma süresi verisi ise bu hareketin çalışanların zamanına nasıl yansıdığını düşünmeye zorluyor. Kurumlar iki veriyi birlikte izlediğinde işe alımı bir kapanış işlemi olmaktan çıkarıp işin niteliğini takip eden bir sorumluluğa dönüştürebilir.

İşe yerleştirme sayısı, görev tanımını, çalışma saatlerini ve sorun anında başvurulacak kişiyi ölçmez. Çalışan birkaç ay sonra bu üç konuyu hâlâ biliyorsa, işe yerleştirme kurum açısından da sürdürülebilir bir sonuca yaklaşır.

Derya İdil Sönmez yazılarından devam et

Tüm arşivi aç