Yazarlar / Miras ve Mana

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi

Dinler tarihi, düşünce ve tasavvuf yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Kardeşlik aynı düşünmek değildir

Akşam vakti açık pencereli ev sofrasında çay bardakları, ekmek sepeti ve boş sandalyeler

Görsel: Temsili editoryal çalışma.

Bir aile sofrasında en çabuk sertleşen cümle, çoğu zaman bir hüküm cümlesidir. Birinin tuttuğu yol, verdiği karar, söylediği söz hemen bütün kişiliğinin yerine geçirilir. Ardından eski bir kusur bulunur, bir lakap hatırlanır, konuşma kapanır. O akşam söylenen söz, ertesi gün aynı masaya oturacak insanların arasına gereksiz bir mesafe bırakır.

Diyanet’in 7 Ağustos tarihli hutbesinin başlığı “Kardeşlik” idi. Başlık, yaz sonunun kalabalığında çok duyulup çabuk geçebilecek kelimelerden biri gibi duruyor. Fakat bir evde veya mahallede insanlar aynı kanaatte olmadıklarında da birbirlerinin sözünü dinleyip ortak işin yükünü paylaşabiliyorsa, bu kelime orada bir karşılık bulur.

Hucurât sûresinin 10. ayeti kardeşliği ilan ederken hemen ardından iki kişi arasını düzeltme sorumluluğunu verir. Bu sıra önemlidir. Demek ki kardeşlik, ihtilafın hiç doğmadığı kusursuz bir uyum hâli değildir; ihtilaf çıktığında araya girip hakkaniyet aramayı gerektirir. Bir sonraki ayette alay, küçümseme ve incitici lakaplar ayrıca anılır. Böylece yakınlar arasındaki konuşmanın da incitmemek ve arayı onarmak gibi bir yük taşıdığı görülür.

TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki kardeşlik maddesi, uhuvvetin yalnız kan bağına değil, dayanışma ve paylaşma sorumluluğuna da işaret ettiğini anlatır. Bu hatırlatma, kardeşlik sözcüğünün neden yalnız sıcak bir duygu olmadığını açıklar. Duygu bazen vardır, bazen çekilir. Sorumluluk ise insanın canı istemediği günlerde de kendisini gösterir: arkasından konuşmamakta, bir haksızlıkta tarafların sözünü dinlemekte, dara düşene imkân ölçüsünde el uzatmakta, ortak işi başkasına bırakmamakta.

Burada her farklılığı erdem sayan bir gevşeklik de yoktur. Ortak hayatın bir ahlakı, kurumun bir usulü, aile içindeki sözün de bir sınırı vardır. Bir okulda öğretmenin, bir dernekte yöneticinin, bir evde büyüğün yetkisini yalnız kendi rahatlığı için kullanması kardeşlik değildir. Fakat yanlış bir kararı düzeltmek isterken insanın haysiyetini ezmek de doğru yol olmaz. Bu yüzden itiraz eden kişi meseleyi açıkça söylemeli, yetki sahibi de kendisine yöneltilen sözü dinleyebileceği bir usul bırakmalıdır.

Selim Niyazi’nin kuşağı, kalabalık sofraların ve uzun komşulukların her zaman iyi niyet üretmediğini bilir. Geçmişi bu yüzden örnek bir ahenk devri gibi anlatmak doğru olmaz. Kırgınlıklar, dışlamalar ve güçlünün sözüne boyun eğdirmeler eski hayatın da içindeydi. Fakat bugünün başka bir kusuru var: Her anlaşmazlığı kişisel bir saflaşmaya çevirmeye çok yatkınız. Bir kanaate itiraz eden insanı hemen bütünüyle karşı tarafa yazıyor; onu dinlemeyi, arada bir ilişki ve onarılacak bir bağ bulunduğunu unutuyoruz.

Tasavvufun nefis terbiyesi dediği çalışma, bu unutmaya karşıdır. Nefis, kendi sözünü merkez kabul etmeyi sever; kırıldığı yerde adalet aramak yerine üstün gelmek ister. Tartışmada bunun işareti bellidir: Konuşulan mesele bırakılır, karşıdaki insanın eski hataları ve niyetleri birer birer ortaya dökülür. Yakınını uyarmak gerekiyorsa, sözü o davranışta tutmak ve kişiyi geçmişinden ibaret saymamak gerekir.

Bu sebeple kardeşlik, her ayrılığı düşmanlığa çevirmemeyi; uyarıyı aşağılamaya, ortak işi de başkasının yüküne dönüştürmemeyi gerektirir. Aile sofrasında ya da iş yerindeki bir tartışmada, eski kusurları sıralamak yerine konuşulan meseleyi yerinde tutabilmek, bu sorumluluğun küçük fakat gerçek bir başlangıcıdır.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi yazılarından devam et

Tüm arşivi aç