Yazarlar / Bakış ve Madde

Ahmet Başarır

Ahmet Başarır

Sanat, sanat tarihi ve sosyal bilimler yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Mum Silindirin İçinde Kalan Ses

Arşiv masasında analog dinleme borusunun yanında duran yazısız mum silindire ait özgün editoryal görsel

Görsel: Gezdiren için özgün editoryal illüstrasyon.

Berlin’deki Humboldt Forum’da 29 Ağustos’ta açılan fuga, küçük bir mum silindir koleksiyonundan yola çıkıyor. Netta Weiser’in ses yerleştirmesinin merkezinde, besteci ve etnomüzikolog Brigitte Schiffer’in 1930’larda Mısır’ın Siwa Vahası’nda yaptığı kayıtlar var. Silindirin yüzeyine kazınmış ezgi, konuşma ve ortam sesi, bugün Berlin’de bir müze arşivinde duruyor; kayda giren insanlar ise uzun zaman önce kayboldu. Bu uzaklık, arşiv kelimesinin sakinliğini bozuyor.

Arşiv, geçmişi koruyan bir oda gibi anlatılır. Oysa ses kaydı, bir nesneyi saklamaktan daha huzursuz bir iştir. Bir ses, bedenden çıkar; nefesin, dilin, işin ve o anda kurulmuş ilişkinin izini taşır. Kaydın teknik olarak iyi korunmuş olması, o ilişkiyi kendiliğinden adil kılmaz. Berlin Phonogramm-Archiv’in yaklaşık 16 bin özgün fonogramı 1893–1943 arasında dünyanın çeşitli bölgelerinde kaydedildi; koleksiyonun kendi kurumsal tarihi de bu malzemelerin hangi merak, hangi yetki ve hangi müze düzeni içinde toplandığını düşünmeyi gerektiriyor.

Schiffer’in Siwa kayıtları bu nedenle basit bir sömürgecilik şemasıyla okunamaz. Arab-German Young Academy’nin çalışması, onun 1932’de vahada ezgiler, ilahiler ve çalgı müziği kaydettiğini; sonra bunları çözümleyip bir doktora çalışması ve bir yaylı çalgılar dörtlüsüyle ilişkilendirdiğini aktarıyor. Schiffer 1935’e doğru Nazi rejiminden Mısır’a kaçtı; kayıtlar ise Berlin’de kaldı. Burada iki ayrı yerinden edilme tarihi, aynı arşiv kutusunda birbirine değiyor: Kayda alınan topluluğun sesinin Avrupa’daki kurumda kalışı ve kaydı yapan Yahudi bestecinin Almanya’dan ayrılışı.

Bu iki tarihi birbirine bağlamak, onları eşitlemek değildir. Sürgün, insanı kendi hayatından zorla koparır; arşivcilik ise başkasının sesini, çoğu kez o sesin sahipleri karar vermeden, başka bir kurumun mülkiyetine yerleştirir. Birincisini ikincisinin estetik malzemesine çevirmek kolay bir duygusal kazanç olurdu. Fakat aradaki farkı korumak, koleksiyonun masum olduğu anlamına da gelmez. Geçmişteki kırılganlığın bugünün sergi mekânında nasıl temsil edildiğine bu nedenle bakmak gerekir.

Weiser’in yerleştirmesi, Humboldt Forum’un açıklamasına göre arşivdeki sesleri 1930’lar Mısırı, queer tarihler ve diaspora hafızasıyla birlikte dinlemeye açıyor; sergi, eksik kalan karşı sesi performans yoluyla kuruyor. Bu müdahalenin değeri, eski kaydı çağdaş sanata dekor yapmasında değil, kaydın tek başına konuşamayacağını kabul etmesinde. Performansla eklenen ses, Siwa’daki kaydın mülkiyetini devretmez; dinleyene Berlin’deki kaydın hangi koşulla dinlenebildiğini düşündürür.

Bu sorunun cevabı, bütün kayıtları susturmak olamaz. Berlin’deki Phonogramm-Archiv’in başka koleksiyonlarında Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman savaş esiri kamplarında zor altında yapılmış kayıtlar da var; Humboldt Forum, bazı işlerde kişilik hakları ve kayıt koşulları nedeniyle sesi yeniden yayımlamıyor. Bu ihtiyat, arşivin erişime kapanması çağrısı değildir. Erişimin de bir biçimi olduğunu, teknik dijitalleştirmenin tek başına kamusallık üretmediğini gösterir. İzin, bağlam, dil, kaynak topluluklarının sözü ve yeniden kullanımın sınırı, kaydın yanında durması gereken bilgiler haline gelir.

Bana kalırsa fuga’nın güncel önemi burada. Siwa’da kaydedilen ses Berlin’de dinlenirken, onu üretenlerin adları, tercihleri ve bugünkü söz hakkı aynı açıklıkla ortada değildir. Sergi bu eksikliği çözmüyor; dinleyeni, mum silindirin yanında bırakılmış bu sorumlulukla karşı karşıya getiriyor.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Ahmet Başarır yazılarından devam et

Tüm arşivi aç