Eylül geldi diye her ağacın aynı sabah renk değiştirmesini beklemeyin. Aynı sokakta bir akçaağaç sararmaya başlarken yanındaki ağaç hâlâ yeşil kalabilir. Bunun nedeni, ağacın takvime bakmaması; mevsimin birkaç işaretini birlikte okumasıdır.
Yeşil renk, yaprağın içindeki klorofilden gelir. Bu pigment güneş ışığını kullanarak ağacın besin üretmesine yardım eder. Günler kısalıp geceler uzadığında, birçok yaprak döken ağaç yaprağı kışa hazırlamaya başlar. Klorofil parçalanınca, yaz boyunca onun altında kalan sarı ve turuncu karotenoidler daha görünür olur. ABD Orman Hizmeti, sarı-turuncu rengin çoğu yaprakta zaten bulunduğunu; yeşilin çekilmesiyle ortaya çıktığını anlatıyor.
Kırmızı ise biraz farklı bir işarettir. Bazı türler sonbaharda antosiyanin denen kırmızımsı pigmentleri üretir. Güneşli günler yaprakta şeker üretimini sürdürür; serin geceler ise bu şekerlerin taşınmasını yavaşlatabilir. Bu yüzden serin, don olmayan gecelerle güneşli günlerin birleşimi bazı ağaçlarda kırmızıyı belirginleştirebilir. Ama her tür aynı pigmenti üretmez: huş ağacında sarı, bazı meşelerde kahverengi baskın kalabilir.
Yine de hava, tek başına bir başlat düğmesi değildir. Gün uzunluğu ağaca mevsimin yönünü haber verir; sıcaklık, yağış, kuraklık, ağacın türü ve bulunduğu yer değişimin ne zaman başlayacağını ve ne kadar canlı görüneceğini etkiler. Ulusal Hava Servisi, kuraklığın renkleri matlaştırabildiğini ve yaprakların daha erken ölmesine yol açabildiğini belirtiyor.
Bu yüzden ilk sararan yaprağı görünce “sonbahar birden geldi” demek yerine ağacın hangi yüzüne bakın. Güneş alan dal ile gölgede kalan dalın rengi farklıysa, aynı ağacın bile ışığı ve serinliği eşit yaşamadığını görürsünüz.