Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretildi.
Berkeley'de eski bir otel bugün Lighthaven adını taşıyor. Binalardan birine Bayes'in, bir başkasına oyun kuramcısı Robert Aumann'ın adı verilmiş. Salı akşamları insanlar Eliezer Yudkowsky'nin yıllar içinde kaleme aldığı The Sequences metinlerini okumak için burada buluşuyor. Aralık ayında şarkılar, konuşmalar ve dünyanın geleceğine dair kaygılar eşliğinde Kış Gündönümü kutlanıyor.
Bu manzarayı gören bir gazetecinin aklına din benzetmesinin gelmesi şaşırtıcı değil. Ortak metin, kurucu isim, düzenli toplantı, özel mekân, insanlığın kurtuluşu ve yok oluşu hakkında büyük bir anlatı… Dinler tarihinde karşılığı bulunan birçok unsur yan yana duruyor.
Yine de benzetmenin cazibesine biraz direnmek gerekir. Ritüel ibadet sayılmaz; kurucu bir isim de kendiliğinden peygambere dönüşmez. Benzerlikleri görmek düşünceyi açar, farkları silmekse bizi çabuk verilmiş bir hükme götürür.
Dinin kaynağı nerede aranır?
Din dışarıdan metin, ritüel, cemaat ve mekânla görünür. Bunların gerisinde hakikatin kaynağına ilişkin bir kabul vardır. İnsan bir vahye, aşkın düzene veya kendisini aşan bir ölçüye bağlanır. Kurumlar ve yorumlar değişse de kendi aklını son merci saymaz.
Rasyonalist çevre başka bir yöne gider. Ölçüsü doğru düşünmek, bilişsel yanılgıları fark etmek ve ihtimalleri daha iyi hesaplamaktır. The Sequences, okurunu kendi zihninin kusurlarıyla uğraşmaya çağırır. LessWrong'daki toplantı duyurularında katılımcılardan metnin en güçlü ve en zayıf tarafını tartışmaları isteniyor. İtiraz daha kapıda içeri davet edilmiş oluyor.
Yudkowsky'ye “peygamber”, yazdıklarına “kutsal metin” demek canlı bir gazetecilik dili olabilir; tam bir tarif sayılamaz. Peygamber, hakikati kendi zihninin ürünü olarak sunmaz. Rasyonalist düşünür iddiasını akıl yürütmeyle kurar ve en azından ilke olarak itiraza açık tutar.
Aradaki farkı korumak, rasyonalistleri savunmak anlamına gelmez. Tam tersine, onların hangi zeminde otorite ürettiklerini daha doğru görmemizi sağlar.
Seküler insan ritüelsiz kalmıyor
İnsan doğru bilgiyle yetinemiyor. Bilginin hatırlanması, paylaşılması ve davranışa dönüşmesi için biçimlere ihtiyaç duyuyor. Takvim, tören, ortak şarkı ve aynı metnin etrafında toplanma eski dinlerle birlikte ortadan kalkmadı.
Rasyonalist Kış Gündönümü kutlaması, teknolojinin insanlık tarihindeki ilerleyişini anlatan şarkılarla başlayabiliyor; ardından nükleer savaş, biyolojik salgın ve yapay zekâ kaynaklı yok oluş ihtimali konuşuluyor. Kutlamayı kuranlardan Ray Arnold, 2025 sonunda yayımladığı notta yüzlerce insanı “başarabilecek miyiz?” sorusuyla yüzleştirmenin psikolojik bakımdan sağlıklı bir yolunu bulmakta zorlandığını yazıyordu. Burada sıradan bir konferanstan fazlası var. Topluluk, korkusuna birlikte dayanabileceği bir şekil arıyor.
Dinlerin kıyamet anlatıları dünyanın sonundan söz ederken bugünkü hayatı da düzene sokar: İnsan nasıl yaşayacak, neye sadık kalacak, korku karşısında hangi sorumluluğu taşıyacaktır? Yapay zekâ kıyameti anlatısı benzer bir ahlaki basınç kuruyor. İnsanlığın yok olma ihtimali gerçekten yüksekse başka hangi iş öne geçebilir?
Fakat burada eski bir tehlike yeniden beliriyor. Kıyametin yakın olduğuna inanan topluluk, kendi önceliklerini bütün insanlığın önceliği saymaya başlayabilir. Büyük korku, küçük itirazları susturur. Geleceği kurtarma görevi, bugünün insanlarına karşı sorumluluğu ikinci plana itebilir.
Akıl kendi sınırını unutunca
Rasyonalist hareketin önemli bir hizmeti var: İnsan zihninin kendisini kolayca aldattığını hatırlatıyor. Kanaatlerimizin kanıt karşısında değişmesi, ihtimalleri duygularımızdan ayırmaya çalışmamız ve büyük teknolojik riskleri ciddiye almamız küçümsenecek şeyler değildir.
Ne var ki insan, yanılgılarını hesaplayabildiği için hükmünün tamamından kurtulmuş olmaz. Hangi geleceğin değerli sayılacağı, hangi risk için bugün neyin feda edileceği ve “insanlığın iyiliği” denildiğinde kimin hayatının görüleceği yalnız olasılık hesabıyla belirlenemez.
Gelenek bu noktada geçmişten taşınan bir ağırlıktan fazlasını ifade eder. İnsanın kendisini ilk ve son ölçü saymasına konmuş bir sınırdır. O sınır otorite tarafından istismar edilmiş, soruyu bastırmış, haksızlığı korumuştur. Bundan sınırsız aklın kendiliğinden adil olacağı sonucu çıkmıyor.
Lighthaven'a doğrudan “yeni dinin mabedi” demek acelecilik olur. Orada vahiyden çok yöntem, ibadetten çok eğitim, teslimiyetten çok tartışma var. Yine de seküler çağın dinden vazgeçerken dinin taşıdığı bütün ihtiyaçlardan vazgeçmediği açıkça görülüyor: ortak anlam, ahlaki görev, ölümle yüzleşme ve kendisinden büyük bir geleceğe bağlanma.
İnsan kutsalı hayatından çıkardığını düşündüğünde bazen onun adını değiştirmiş oluyor. Yeni adın bizi hangi ölçüye bağladığına da bakmak gerekir.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Cade Metz, “The Rise of Silicon Valley's Techno-Religion”, The New York Times, 4 Ağustos 2025.
- LessWrong, Lighthaven Sequences Reading Group, haftalık toplantı sayfası.
- Ray Arnold, “Future Proofing Solstice”, 1 Aralık 2025.
- Mircea Eliade, Kutsal ve Dindışı, kutsal mekân ve ritüel ayrımı için.
- Peter L. Berger, The Sacred Canopy, dinin toplumsal anlam kurma işlevi için.