İstanbul’da su faturası şehrin ortak düzenini gösteriyor
İstanbul’da suyu açtığımızda yalnızca bir musluk çalışmıyor. Milyonlarca insanın aynı şebekeye bağlandığı, arıtma tesislerinin, depoların, isale hatlarının ve sayaçların birlikte işlediği büyük bir ortak düzen devreye giriyor. İSKİ’nin 2026 verilerine göre şehre günde ortalama 3 milyon 17 bin 321 metreküp su veriliyor; hizmet alan nüfus 15 milyon 754 bin kişiyi aşmış durumda. Bu rakamlar suyun evde başlayan ama evde bitmeyen bir mesele olduğunu hatırlatıyor.
İSKİ’nin 2026 konut tarifesinde ilk 15 metreküplük kademenin toplam bedeli, su ve atık su kalemleriyle birlikte metreküp başına 56,35 lira olarak açıklanıyor. 16-30 metreküp aralığında bu bedel yükseliyor. Ayrıca konutların ilk 15 metreküplük tüketiminde “İnsani Su Hakkı” uygulaması bulunuyor. Bu uygulama, temel tüketimin tamamını yüksek kademeli bir bedelle karşılamama yönünde bir sosyal koruma tercihi olarak okunabilir.
İstanbul’un eski su yollarına ve çeşmelerine baktığımızda bu fikrin başka bir dille kurulduğunu görürüz. Su yolları, bentler, maksemler ve çeşmeler yalnız teknik yapılar değildi. Şehre su ulaştırmak, bir hayır işinin ötesinde ortak hayatı ayakta tutan kurumsal bir sorumluluktu. Vakıf düzeni bu hizmeti süreklileştirmeye çalışıyor, çeşme ise suyu görünür ve paylaşılır kılıyordu. Bugün o çeşmelerin bir kısmı suskun; yine de bakım, gelir ve kullanım düzeniyle birlikte düşünülmesi gereken eski bir şehir hizmetini gösteriyorlar.
Modern şehir bu ortaklığı sayaçların arkasına çekti. Su evin içine girdi, fatura posta kutusuna geldi ve kurumların uzun emeği görünmezleşti. Bu görünmezlik, israfı da kolaylaştırıyor. Boşa akan muslukta yalnız birkaç litre kaybolmuyor; arıtılmış suyun enerji, emek ve altyapı maliyeti de karşılıksız tüketiliyor. İSKİ’nin tasarruf önerileri bu yüzden basit ev tavsiyeleri olarak okunmamalı. Musluğu kapatmak, tesisatı onarmak ve gereksiz tüketimi azaltmak arıtma ve dağıtım sisteminin gereksiz yükünü azaltır.
Burada insanı yalnız suçlayan bir dil kurmak doğru olmaz. Şebeke kayıpları, kuraklık, nüfus artışı ve plansız tüketim aynı terazide değildir. Hane halkına tasarruf çağrısı yapılırken kurumların da su kaynaklarını koruma, altyapıyı yenileme ve bilgiyi açık paylaşma yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülük, tüketiciye yapılan tasarruf çağrısıyla birlikte yürütülmelidir.
İslam düşüncesinde suyun değeri, onun hayata temas etmesinden gelir. Temizlik, susuzluğu giderme, yolcuyu ağırlama ve canlıyı yaşatma gibi pratikler suyu soyut bir nimetten çıkarıp ahlaki bir ilişkiye dönüştürür. Bu miras, geçmişi romantikleştirmek için değil, bugünün şehir hayatındaki kopukluğu görmek için önemlidir. Eskiden çeşme başında açıkça görülen ortak hizmet bugün arıtma tesisleri, depolar, şebeke ve sayaçlar arasında dağılmış durumdadır.
Bu nedenle su tasarrufu yalnız faturayı düşürme hesabına bırakılamaz. Adil kullanım, başkasının payını ve şehrin geleceğini hesaba katmaktır. İSKİ’nin tesisleri ve şebekesi bu hizmeti kurar; evlerdeki tüketim tercihi ise onun ne kadar sürdürülebileceğini etkiler.