İşe Gelince / İnsan ve Sistem

Derya İdil Sönmez

Derya İdil Sönmez

İnsan kaynakları ve organizasyonel psikoloji yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

İstanbul’da sendikalı işçi oranı yüzde 9,74’te kaldı

İstanbul’da sendikalı işçi oranı yüzde 9,74’te kaldı

İstanbul'da milyonlarca kişi her gün aynı soruyla işe gidiyor: Kararların içinde benim payım var mı? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Mayıs 2026 verisine göre kentte 4 milyon 689 bin 35 işçi bulunuyor. Sendika üyesi işçi sayısı 456 bin 700; oran yüzde 9,74.

Bu sayı tek başına işyerlerinin nasıl yönetildiğini anlatmaz. Fakat önemli bir işaret verir. İstanbul gibi hizmetten lojistiğe, sanayiden sağlık sektörüne uzanan geniş bir çalışma alanında çalışanların büyük bölümü ücret, vardiya, performans, iş güvenliği ve değişen görevler hakkında konuşurken ortak bir zemine sahip değil.

Sendika üyeliği işyerindeki sözün tek biçimi değildir. Bir ekip toplantısında itiraz edebilmek, iş güvenliği sorununu bildirdiğinde dışlanmamak, vardiya değişikliğinin gerekçesini öğrenmek ve performans ölçümünün nasıl yapıldığını sorabilmek de temsil duygusunun parçalarıdır. Üyelik oranı bu kanalların yerini tutmaz; onların ne kadar sağlam olduğunu düşünmek için bir başlangıç noktasıdır.

Çalışanın sesi duyulmadığında karar kalitesi de düşer. Yönetici, sahadaki aksaklığı geç öğrenir. İnsan kaynakları, yüksek devir hızını kişisel uyumsuzluk diye okuyabilir. Çalışan ise aynı sorunu farklı kişilere tekrar tekrar anlatıp sonunda susmayı seçebilir. Böylece vardiya, ekip düzeni veya güvenlik sorunundaki bilgi karar masasına ulaşmadan kalır.

ILO Türkiye Ofisi'nin geleceğin işinde iş denetiminin rolünü ele alan 28 Nisan 2026 tarihli raporu, teknolojik değişim, uzaktan çalışma ve atipik istihdamın çalışma koşullarını daha karmaşık hale getirdiğini vurguluyor. Bir işin uzaktan yürütülmesi, görevin kim tarafından dağıtıldığı ve geciken teslimattan kimin sorumlu olduğu sorularını ortadan kaldırmıyor. Uygulama ekranı, taşeron zinciri veya esnek vardiya, bu bilgilerin farklı yerlere dağılmasına yol açabiliyor.

Bu belirsizlikte temsil mekanizmaları eski bir tabeladan ibaret kalamaz. Depodaki çalışanla merkez ofisteki yöneticinin aynı toplantıya girmesi yetmez; bildirilen sorunun hangi tarihte ele alınacağı, kim tarafından yanıtlanacağı ve kararın nasıl duyurulacağı da belli olmalı. Çalışan bir bildirim yaptığında, sonraki adımı ve sonucu görebileceği bir süreç kurulmalı.

Gallup'ın 2026 Türkiye verilerinde çalışan bağlılığı yüzde 8 olarak ölçülüyor. Bu veri İstanbul'a özel bir oran değil ve tek başına sendikalaşmanın sonucu olarak okunamaz. Yine de işyerinde söz, güven ve geleceğe dair beklentinin aynı masada düşünülmesi gerektiğini hatırlatıyor. İnsanlar kararları etkileyebildiklerini gördüklerinde kurumla ilişkileri yalnızca maaş gününe sıkışmıyor.

İşyerlerinde bunun karşılığı gösterişli bir motivasyon programı olmak zorunda değil. Düzenli çalışan temsilciliği toplantıları, vardiya ve hedef değişikliklerinde gerekçe paylaşımı, anonim bildirimlerin sonuçlandırılması ve taşeron çalışanların da güvenlik görüşmelerine katılması daha somut adımlar. Sendikalar için de yeni çalışma biçimlerini ve parçalı istihdamı örgütlenme gündemine almak gerekiyor.

İstanbul'un çalışma hayatında milyonlarca kişinin aynı anda hareket ettiği bir düzende, kararları yalnız merkez ofiste kuran kurum depodaki gecikmeyi, mağazadaki müşteri itirazını veya vardiyadaki güvenlik açığını geç görebilir. Temsil toplantıları bu bilgileri karara taşıyabildiğinde, yönetimin sahadaki uygulamayı düzeltme imkânı artar. Bu kapasiteyi büyütmek, önce kimin konuşabildiğini düzenli olarak sormayı gerektiriyor.

Derya İdil Sönmez yazılarından devam et

Tüm arşivi aç