İstanbul’un meydanlarında bu hafta yalnızca boş bir alanı dolduran etkinlikler yok. 21–23 Ağustos arasında farklı meydan, park ve sahillerde kurulan yaz çadırları; VR simülasyonlarından masa tenisine, langırttan canlı karaoke ve spor oyunlarına uzanan programı kamusal alanın kullanımına bağlıyor. Sultanbeyli Meydanı’ndaki program bunun görünen duraklarından biri.
Bir meydanın değerini çoğu zaman taşına, ağacına ya da oturma elemanına bakarak tartışıyoruz. Bunlar önemli; fakat mekânın gerçekten ortak olup olmadığını, orada kimin ne kadar kalabildiği ve ne yapabildiği belirliyor. Etkinlik programı bu yüzden süsleme olarak kalmıyor; meydanın oturma, bekleme ve hareket alanlarının farklı kullanımlara yetip yetmediğini gösteriyor. Çocukla gelen aile, tek başına uğrayan genç, bekleyen komşu ve tesadüfen geçen kişi aynı alanda kendine bir hareket bulabiliyorsa meydan yalnızca geçilen bir yüzey olmaktan çıkıyor.
İBB’nin İstanbul Vizyon 2050 Eylem Planı meydanları, sokakları, parkları ve küçük kamusal boşlukları birbirinden kopuk adalar olarak değil, daha geniş bir açık mekân sistemi içinde ele alıyor. Bu bakışın gündelik karşılığı basit: Bir meydan yalnız açılış günü güzel görünmemeli; hafta içi, akşam, sıcak hava ve farklı yaş grupları için de kullanılabilir kalmalı.
Geçici programların burada iki sınırı var. İlki, etkinlik bittiğinde geriye ne kaldığı. İkincisi, programın herkese açık görünürken kimin için gerçekten erişilebilir olduğu. Ücretsiz olmak tek başına yeterli değil; alanın ulaşımı, gölgesi, oturma düzeni, gürültüsü, tuvaleti ve engelli kullanıcıların dolaşımı da deneyimin parçası. Bir saatlik oyun alanı, bu ayrıntılar düşünülmediyse kamusal hayatı genişletmek yerine kısa süreli bir kalabalık üretebilir.
Kalıcı meydan projeleri de aynı ölçüyle okunmalı. Üsküdar Mimar Sinan Meydanı’nda yeşil etkinlik çayırı, oturma-dinlenme alanları ve ulaşım bağlantısı birlikte tasarlanıyor. Bu tür projelerde mesele yalnız kaç metrekare taş döşendiği değil; meydanın farklı hızlara izin verip vermediği. Bir kişi geçebilir, biri bekleyebilir, bir başkası oyun izleyebilir. Bu kullanım çeşitliliği için gölge, oturma ve geçiş mesafeleri birlikte düşünülmediğinde meydan tek bir davranışa göre çalışır.
Yaz çadırları kalıcı mimarinin yerini tutmaz. Yine de gölge, oturma, geçiş ve farklı yaşlara uygun etkinliklerin birlikte kurulup kurulamadığını kısa sürede gösterir. İstanbul’un meydanlarında kalıcı kararlar alınırken bu kullanım kayıtları dikkate alınırsa, geçici program yalnızca takvimde kalan bir etkinlik olarak kalmaz.