Yazarlar / Risk ve Hesap

Lara Leyla Arel

Lara Leyla Arel

Finans ve risk yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Hazine’nin takvimi, faiz indiriminin maliyetini görünür kılıyor

İstanbul şehir manzarası önünde borç yönetimi evrakları ve boş takvim kartları

Hazine’nin 31 Ağustos’ta yayımladığı Eylül–Kasım iç borçlanma stratejisi, faiz tartışmasının yalnızca Merkez Bankası toplantı odasında sonuçlanmadığını yeniden hatırlatıyor. Temmuz sonu itibarıyla merkezi yönetim borç stoku 15 trilyon 463,3 milyar liraya ulaşmış durumda. Bu büyüklük tek başına hüküm vermeye yetmez; fakat borcun hangi tarihlerde, hangi vadeyle ve hangi maliyetle yenileneceği, para politikasının taşıyabileceği yükü doğrudan değiştirir.

Faiz indirimi, enflasyon ve beklentiler izin verdiğinde ekonomiye nefes aldırabilir. Ne var ki Hazine’nin düzenli borç yenileme ihtiyacı sürerken piyasanın uzun vadeye dair fiyatlaması da önem kazanır. Kısa vadeli rahatlama, kamu borçlanmasının maliyetini ya da vadesini bozuyorsa, indirim kararı finansal koşullara beklenenden daha sınırlı yansır. Bankaların fonlama tercihi, şirketlerin uzun vadeli kredi iştahı ve yatırımın maliyeti bu geçişte birlikte şekillenir.

Takvim, faizin gölgesinde çalışır

Borç stoku ile yıllık bütçe açığını aynı şey saymak yanıltıcıdır. Açık, bir dönemde gelir ve gider arasındaki farkı gösterir; stok, geçmişten gelen yükümlülüklerin toplamıdır. Borç yönetiminin gündelik etkisi ise daha somuttur: Vadesi gelen senedin yenilenmesi, faizin hangi dönemde bütçeye yazılacağını ve piyasanın devletten ne kadar kaynak talep edeceğini belirler.

Eylül–Kasım stratejisinin anlamı bu yüzden ihale listesinden geniştir. Hazine, kamunun nakit ihtiyacını karşılamak için piyasaya çıktığında aynı tasarruf havuzuna özel sektörle birlikte başvurur. Güvenilir bir dezenflasyon patikası ve öngörülebilir bir borçlanma takvimi, bu rekabetin maliyetini aşağı çeker. Belirsizlik yükseldiğinde ise uzun vade talebi zayıflar; maliyet, yalnız bugünün bütçesine değil gelecek yılların tercih alanına da taşınır.

İndirim kararının maliye sınırı

Para politikası kamu finansmanının yerine geçemez. Merkez Bankası’nın görevi fiyat istikrarına dönük koşulları kurmaktır; Hazine’nin görevi ise finansmanı vade, para birimi ve maliyet bakımından dayanıklı tutmaktır. Bu iki alanın birbirinden bağımsız görünmesi, aralarındaki ilişkiyi ortadan kaldırmaz. Enflasyon gerilerken borç çevirme baskısı da hafifliyorsa, faiz indiriminin finansal koşullara aktarımı daha temiz olur. Tersi durumda politika faizi düşse bile uzun vadeli maliyetler aynı hızla gevşemeyebilir.

Bu bağlantının gündelik karşılığı, kamunun faiz giderinin başka harcamalar için bıraktığı alanla ilgilidir. Ulaşım, eğitim, afet dayanıklılığı ya da üretken yatırım için yapılacak tercihlerin maliyeti, yalnız kaynak miktarından değil o kaynağın ne pahasına bulunduğundan doğar.

Önümüzdeki üç ayda izlenmesi gereken, tek bir ihale faizinden çok borçlanmanın vade bileşimi ve talebin istikrarıdır. Kalıcı rahatlama, faizi idari olarak aşağı çekmekten değil; enflasyon beklentisini, bütçe disiplinini ve borç yönetiminin öngörülebilirliğini aynı yönde güçlendirmekten geçer.

Lara Leyla Arel yazılarından devam et

Tüm arşivi aç