Yazarlar / Miras ve Mana

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi

Dinler tarihi, düşünce ve tasavvuf yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Okuryazarlık, bilgiyi başkasına kapatmama terbiyesidir

Yazısız yetişkin eğitim ortamında, açık bir çalışma kitabını dikkatle takip eden eller

Bazı insanlar bir dilekçeyi, bir ilaç kutusunun içindeki açıklamayı ya da okuldan gelen kısa duyuruyu başkasına okutmak zorunda kalır. Bu mahcubiyetin büyüğü küçüğü olmaz. Yazıyı okuyamayan kişi, kendi adına düzenlenen bir belgedeki şartları ve seçenekleri başka birinden öğrenir.

Bugün, 8 Eylül Dünya Okuryazarlık Günü. UNESCO, günün 60. yılında temel okuryazarlık becerilerinden hâlâ en az 739 milyon genç ve yetişkinin yoksun olduğunu; çocukların onda dördünün asgari okuma yeterliğine ulaşamadığını bildiriyor. Bu sayılar uzakta kalmış bir eğitim meselesi gibi okunmamalı. Okuyamamak, bir formdaki hakkı anlayamamak, bir iş ilânının şartını soramamak, çocuğun okulundan gelen notu takip edememek de olabilir.

Alak sûresinin ilk beş âyetinde iki kere geçen “oku” emri ile kalemin öğretici oluşu, bilgiye yalnız sahip olmayı değil, ona ulaşmanın yollarını da hatırlatır. Diyanet'in Kur'an Yolu tefsiri, bu âyetlerin okumaya, yazmaya ve ilimde gelişmeye teşvik olduğunu; kalem sayesinde bilginin kayda geçip kuşaklara aktarıldığını açıklar. Burada kalem, güzel söz söylemenin süsü değildir. Bir insanın bilmediğine ulaşabilmesi için kurulmuş vasıtadır.

Fakat bugün bilginin çokluğu, o vasıtayı herkes için açık kılmıyor. Ekranlarda ve kurumların dilinde sık sık bunun tersini görüyoruz. Bir başvuru metni anlaşılmaz yazılıyor; uzun bir açıklamanın en önemli şartı dipte bırakılıyor; teknik bir kelime, sanki onu anlayamayanın kusuruymuş gibi kullanılıyor. Sonra da insanlardan kurala uymaları bekleniyor. Böyle bir metin kurumun işini kolaylaştırsa da okuyanın hangi adımı atacağını belirsiz bırakır.

TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Edep maddesi, edebi iyi tutum ve davranışlar ile bunları kazandıran bilgi olarak anlatır. Kavramın eğitimden ilmî araştırmaya, tartışmadan gündelik ilişkilere kadar genişlemesi boşuna değildir. Bu geniş çerçeve, kurumun bilgisini muhataba kapalı cümlelerle sunmamasını gerektirir. Bir kurum metni hazırlanırken bilginin doğruluğu kadar, onu ilk kez gören kişinin ne yapacağını anlayıp anlamadığı da düşünülmelidir.

Bu noktada okuryazarlığı yalnız çocukların okul meselesi saymak eksik kalır. Yetişkinin yeniden öğrenmesi için mahallesinde, iş yerinde, halk eğitim merkezinde veya kütüphanede yol bulabilmesi gerekir. İnsan, “bunu artık öğrenemezsin” bakışıyla karşılandığında bir kursa başvurmaktan ya da ders sırasında soru sormaktan çekinebilir. Bu yüzden yetişkinlere dönük eğitimde, ilk başvurudan itibaren anlaşılır bilgi ve yargılamayan bir karşılama gerekir.

Öte yandan, okuma bilen kişinin de küçük bir imtihanı vardır. Her metni hızla geçip gitmek, her açıklamayı kendi lehine çekmek, bilmediği yerde soru sormayı zayıflık saymak okuryazarlık değildir. Bir şartı, bir haberi, bir dinî metni yahut bir sözleşmeyi okurken metnin hangi soruya cevap verdiğini kontrol etmek gerekir. Anlamadığımızda “burada ne deniyor?” diyebilmek ve başkasının da bunu sorabilmesi için dili açık tutmak, bu dikkatin gündelik karşılığıdır.

UNESCO bu yıl okuryazarlığı insan, gezegen ve refah için ele alıyor. Bu geniş başlığın bizim gündelik hayatımızdaki karşılığı daha sade: İnsan, kendisine sunulan bilgiyi anlayabildiği ölçüde ortak hayata katılır. Fakat bu katılım, yalnız okuyanın gayretiyle kurulmaz. Öğretmenin, memurun, hekimin, editörün, işverenin ve yazı yazan herkesin anlaşılır olma borcu vardır.

Okuryazarlık Günü'nü yalnız istatistikleri tekrarlayarak geçirmek eksik kalır. Kamunun dili, ihtiyacı olan kişinin bir başvuruya, açıklamaya veya öğrenme imkânına ulaşmasını sağlayacak kadar açık olmalıdır. Bunun için okullarda, halk eğitim merkezlerinde ve kamu kurumlarında metinlerin gerçekten anlaşılır olup olmadığına da bakmak gerekir.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Selim Kemal Niyazi yazılarından devam et

Tüm arşivi aç