Yazarlar / Miras ve Mana

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi

Dinler tarihi, düşünce ve tasavvuf yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Usta çırağını yetiştirmekten sorumludur

Deri atölyesinde genç çırağa işin tekniğini gösteren usta

Görsel: Temsili editoryal çalışma.

Bir atölyede usta, elindeki işi bitirirken yanında duran gencin nerede zorlandığını da görmelidir. Çırağa acele ettirmek kolaydır; yaptığı işi neden öyle yaptığını göstermek ise zaman, sabır ve mesuliyet ister.

18 Eylül tarihli Ahîlik Ahlâkı hutbesi, bu eski meslek dilini yeniden hatırlattı. Ahîlik denince bugün çoğu kez dükkânda dürüstlük ve müşteriye karşı güven gelir akla. Bunlar elbette işin içindedir. Fakat teşkilâtın hayatında usta, kalfa ve çırak arasındaki bağ da aynı derecede belirleyiciydi. Bir mesleğin geleceği, yalnız iyi mal çıkarmasına bağlı değildi; o işi doğru yapabilecek insanların yetişmesine de bağlıydı.

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Ahîlik maddesi, Anadolu’daki ahî birliklerinin tekke ve zâviyelerdeki şeyh-mürid ilişkileriyle iş yerlerindeki usta-kalfa-çırak ilişkilerini birlikte düzenlediğini anlatır. Çıraklar mesleği öğrenmeden dükkân açamazdı. Bu tarihî düzenin her ayrıntısı bugüne taşınamaz. Ancak mesleği öğrenen kişinin ne zaman kendi işini kurabileceği, o dönemde de ustanın takdirine ve çıraklık süresine bağlanmıştı.

Bu emniyet, çıraktan kör itaat beklemez. Meslek öğreten kişi, yaptığı işin ölçüsünü, malzemesini ve hatasını açıklamalıdır. Çırak da sorusunu sorabilmeli, kendi emeğinin nerede yetersiz kaldığını anlayabilmelidir. Sesi yükselten, bilgiyi saklayan ya da yanında çalışanı küçük düşüren biri işini bilse bile öğretme vazifesini eksik bırakır.

Fütüvvet geleneği, gençlik ve yiğitlik sözünü yalnız cesaretle anlatmaz; cömertlik, doğruluk, vefa ve arkadaşına öğüt verme gibi davranışlarla birlikte anar. Bu sıralama önemlidir. Bir insanın mahareti, yanında çalışanı kendine bağımlı tutmak için kullanılırsa, maharet ahlâkın yerine geçmiş olur. Fütüvvet kuralları, iş bilen kişinin bu bilgiyi başkalarını küçümsemek veya kendine bağlamak için kullanmasına izin vermez.

Kur’an’daki adalet ve ihsan buyruğu da burada dar bir karşılık bulur. Nahl sûresinin 90. ayeti, bir eğitim modeli tarif etmez. Fakat iş yerinde güçlü olanın elindeki bilgiyi nasıl kullandığına dair ciddi bir soru bırakır. Adalet, emeği ve hakkı gözetmeyi ister. İhsan ise ustanın işi baştan savma göstermemesi, çırak hata yaptığında neyi düzelteceğini açıklaması gibi bir özeni düşündürür.

Bugün birçok genç, işin kapısından giriyor; fakat neden o işi yaptığını anlatan, yanlışını gösterirken haysiyetini koruyan bir rehber bulamıyor. Öte yandan usta diye anılan kişiler de kısa teslim süreleri ve geçim kaygısı altında öğretmeye vakit ayıramıyor. Bu sıkışıklığı yalnız kişisel iyi niyetle çözmek mümkün olmaz. İş yerinin temposu, kalfanın sorumluluğu ve yeni başlayan için ayrılan zaman birlikte düşünülmelidir.

Geçmişin esnaf düzeni kusurlarıyla birlikte yaşadı. Kapalı birliklerin dışarıda bıraktıkları, otoritenin sertleştiği ve fırsatın eşit dağılmadığı zamanlar oldu. Selim Niyazi’nin dikkat ettiği nokta başka: Ahîlikte çıraklık, kalfalık ve ustalık ayrı aşamalardı; işi öğreten kişiden yeni geleni bu aşamalara hazırlaması bekleniyordu.

Benim hükmüm şudur: Usta, işin inceliğini yalnız kendisi bilirse yanında çalışan genç o işi öğrenemez. Çırağın elini işe alıştırırken yaptığı tercihin nedenini açıklayan, hata karşısında onu ezmeden ölçü veren kişi mesleği de sürdürür. Bugünün iş yerlerinde de yeni başlayana ayrılan zaman, kalfanın rehberliği ve ustanın açıklama sorumluluğu işin kalitesini belirler.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi yazılarından devam et

Tüm arşivi aç