Yazarlar / Bize Dair

Derya İzem Sarp

Derya İzem Sarp

Gündem, toplum ve gündelik hayat yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Beklenmedik masraf gelince yoksulluk görünür

Açık buzdolabının yanında onarım fişi ve cüzdan bulunan mutfak masası

Görsel: Gezdiren

Bir buzdolabı bozulduğunda evin hesabı bir anda değişir. Tamirci çağrılacak, mutfaktaki yiyecekler korunacak, belki taksit yapılacak; o ay ertelenebilecek başka şeyler yeniden sayılacaktır. Yoksulluk bazen tam bu anda görünür: Gelirin adı vardır ama evin ani bir masrafı taşıyacak payı yoktur.

17 Ekim, Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması Günü. Birleşmiş Milletler bu yıl güvenli evi, yoksulluğu azaltmanın temel şartlarından biri sayıyor. Bu vurgu yerinde; insanın kapısını kapatabildiği, ısınabildiği ve yarın aynı evde kalacağından emin olduğu bir hayat, barınmanın ötesine uzanır. İşe gidebilmenin, çocuğun okuluna devam edebilmesinin, hastalandığında dinlenebilmenin zemini de oradan başlar.

TÜİK'in 2025 sonuçları, yoksulluğu yalnız gelir eşiğiyle okumaya alışmış göz için daha somut bir tablo veriyor. Medyan gelirin yüzde 50'sine göre göreli yoksulluk oranı yüzde 13. Aynı araştırmada insanların yüzde 25,1'i beklenmedik harcamayı karşılayamadığını, yüzde 19,6'sı evini yeterince ısıtamadığını bildirmiş. Bu sayılar farklı şeyleri ölçüyor; zaten mesele de burada. Bir oran, hanenin gelir dağılımındaki yerini anlatır. Bozulan eşya, kış faturası ya da acil yolculuk ise o hanenin gününü nasıl geçirdiğini gösterir.

Bu ayrımı görmeden yapılan konuşma kolayca kibirli bir yere kayıyor. İnsanlara bütçe yapmayı, gereksiz harcamayı kısmayı, biraz daha tedbirli olmayı öğütlemek her zaman mümkün. Elbette borcu ve geliri takip etmek önemlidir; kimse bir başkasının hayatına sınırsız para koyamaz. Fakat gelirin zaten kira, mutfak, ulaşım ve bakımla bölündüğü bir evde, tasarruf öğüdü çoğu zaman öngörülemeyeni yok sayar. Çamaşır makinesi izin istemeden bozulur; çocuk gece ateşlenir; cenaze için yol parası çıkar.

Burada bizim de alışkanlığımız var. Yoksulluğu, ancak çok görünür olduğunda ciddiye alıyoruz: boş bir pazar çantası, ödenmemiş fatura, kapıya gelen icra kâğıdı. Oysa insanı yoran şey bazen bunlardan önce gelen sürekli hesap halidir. Markette fiyat karşılaştırmak, telefon çalınca kötü haber beklemek, kış gelmeden kombiyi ne kadar yakacağını düşünmek, bir davete giderken yol masrafını iki kez hesaplamak… Bunlar istatistik tablosunda ayrı bir satır olmayabilir. Yine de kişinin kendine ayıracağı dikkati ve çevresine karşı rahatlığını aşındırır.

Yoksullukla yaşayan insanı yalnız yardımın alıcısı gibi görmek de bu yüzden eksik kalır. Birleşmiş Milletler'in bu yılki çağrısında, yoksulluk ve barınma güvencesizliği yaşayan insanların konut politikalarının tasarımında söz sahibi olması isteniyor. Bu, toplantıya çağrılıp hikâyesi dinlenen kişiye nezaket göstermekten fazlasını gerektirir. Kira desteğinin hangi koşulda erişilebilir olduğu, başvuru formunun hangi saatte açık kaldığı, sosyal yardım bilgisinin kime ulaşmadığı; bunları o hayatın içinde yaşayanlar bilir.

Ev sahiplerini, esnafı ya da dar bütçeyle hizmet yürütmeye çalışan kurumları tek bir suçluya çevirmek doğru olmaz. Herkesin maliyeti arttı; belediyenin, işverenin ve hane halkının parası da sınırlı. Ama sınırlı kaynak, kimin önce korunacağı sorusunu ortadan kaldırmıyor. Isınma desteği, erişilebilir kira ve sosyal yardım başvurusu, güvenli ulaşım, okulda ücretsiz yemek gibi düzenlemeler lütuf diliyle kurulursa insan hakkını isterken bile mahcup edilir.

Bir ülkenin yoksulluk oranını bilmek gerekir. Bir evin beklenmedik masraf karşısında neyi feda edeceğini sormak da gerekir. Bozulan bir buzdolabının önünde çaresiz kalmadan karar verebilmek, insanın onurunu günlük hayatta koruyan şeylerden biridir.

Derya İzem Sarp yazılarından devam et

Tüm arşivi aç