Serin bir günde balkona asılan çamaşırın akşama doğru hafiflemesi ilk bakışta şaşırtabilir. Güneş yakmıyorsa ve hava soğuksa suyun yerinde kalacağı düşünülür. Oysa kumaşın yüzeyindeki su moleküllerinin bir bölümü, serin havada da havaya su buharı olarak karışır. Kumaşın hemen yanındaki havanın nemi ve bu havanın yenilenme hızı, kurumanın hızını belirler.
Islak kumaşın etrafında çok ince bir hava tabakası bulunur. Su buharlaştıkça bu dar alandaki nem artar. Hava yerinde durursa, kumaştan ayrılan yeni su moleküllerinin önünde gittikçe daha nemli bir çevre oluşur. Penn State'in buharlaşma açıklaması, düşük bağıl nemin ve rüzgârın bu yüzden kuruma hızını artırdığını anlatır.
Rüzgârın işi çamaşırı silkelemekten daha özeldir. Kumaşın dibinde nemlenen havayı uzaklaştırır, yerine daha kuru hava getirir. Yeni gelen hava henüz su buharına doymamışsa, kumaşın yüzeyinden buharlaşma sürer. Kapalı bir odada pencerenin açılması ya da bir vantilatörün çalışması, liflerin çevresindeki nemli havayı düzenli olarak yeniler.
Sıcaklık yine önemlidir. Ilık hava, aynı bağıl nem oranında daha fazla su buharı taşıyabildiği için çoğu zaman kurutmayı hızlandırır. UCAR'ın nem açıklamasında bağıl nem, havadaki su buharının o sıcaklıkta taşıyabileceği miktara oranı olarak tanımlanır. Bu nedenle sıcak ama çok nemli bir gün ile serin ve kuru bir günün çamaşıra etkisi aynı olmaz. ABD Ulusal Hava Servisi de buharlaşmanın rüzgâr ve sıcaklıkla arttığını, nem yükseldikçe yavaşladığını belirtiyor.
Çamaşırın kalın dikişleri, cepleri ve üst üste gelen yerleri en son kurur. Bu bölgelerde suyun liflerin içinden yüzeye ulaşması daha uzun sürer; havanın dolaşması da zayıftır. Bir dahaki serimde yalnız termometreye bakmayın. Havanın kuru olup olmadığını ve kumaşın çevresinde hareket edecek bir yol bulunup bulunmadığını da düşünün; kuruma hızını bu küçük iki ayrıntı birlikte değiştirir.