Ebu Zuhur pistlerinin vurulması, Türkiye ile İsrail arasındaki Suriye anlaşmazlığını diplomatik açıklamaların dışına taşıdı. İsrail, Türkiye’nin muhtemel askerî varlığını önlemek için kuvvet kullandığını ilan etti. Ankara bu gerekçeyi reddetti. Şam ise kendi topraklarında kiminle işbirliği yapacağına kendisinin karar vereceğini hatırlattı.
Suriye’de yeni bir güç düzeni kurulurken ertelenen soru artık önümüzde duruyor: Bu ülkenin güvenlik sınırlarını kim belirleyecek?
İsrail, Suriye’de kendisine karşı kullanılabilecek askerî kapasitenin yeniden oluşmasını istemiyor. İran’ın ve Hizbullah’ın geçmişte Suriye sahasını kullanmış olması, İsrail’in güvenlik hesabını açıklıyor. Fakat güvenlik kaygısının coğrafi sınırı giderek genişliyor. Ebu Zuhur, İsrail sınırında değil; Türkiye’ye yaklaşık 70 kilometre mesafede, Suriye’nin kuzeybatısında bulunuyor.
İsrail’in açıkladığı gerekçe bu nedenle yalnız bir hava üssüyle ilgili değil. Tel Aviv, Suriye’nin hangi ülkelerle, hangi ölçüde askerî işbirliği yapabileceği konusunda fiilî bir veto alanı kurmaya çalışıyor.
Türkiye’nin hesabı farklı. Ankara, parçalanmış ve sürekli çatışan bir Suriye yerine merkezi kurumlarını yeniden kuran, sınırlarını denetleyebilen ve Türkiye ile yakın çalışan bir Şam yönetimi istiyor. Askerî eğitim, lojistik destek ve altyapı işbirliği bu yaklaşımın araçları arasında bulunuyor. Türkiye açısından Suriye’nin güvenliği, kendi güney sınırının güvenliğinden ayrı bir dosya değil.
İki devletin Suriye tasavvurları burada çatışıyor. İsrail’in izlediği politika, Suriye’de kendi hareket alanını sınırlayabilecek askerî kapasitenin yeniden kurulmasını önlemeye yöneliyor. Türkiye ise kendisiyle işbirliği yapan ve yeniden kapasite kazanan bir Suriye devletini destekliyor. Her iki taraf da bunu güvenlik politikası olarak anlatıyor; birinin güvenlik alanı genişledikçe diğerinin hareket alanı daralıyor.
Şam’ın konumu daha da zor. Suriye yönetimi, Ebu Zuhur’daki çalışmaların kendi hava kuvvetleri için yapıldığını ve kalıcı Türk konuşlanması planlanmadığını söylüyor. Aynı yönetim İsrail’le gerilimi azaltmak için görüşmeleri sürdürmek istediğini de belirtiyor. Şam hem devlet kapasitesini yeniden kurmaya hem de bu kapasitenin kurulmasını tehdit sayan İsrail’le doğrudan savaştan kaçınmaya çalışıyor.
Bu denge uzun süre taşınamaz. Bir devletin savaşta yıkılan pistini onarması bile başka bir devletin önleyici saldırısına yol açıyorsa, egemenlik kâğıt üzerinde kalmaya başlar.
İsrail Ebu Zuhur’u vurarak kısa vadeli askerî hedefine ulaşmış olabilir. Hasar gören pist ve hangarlar üssün kullanılmasını geciktirecektir. Fakat taktik başarı siyasi sonuçla aynı şey değildir. Saldırı Türkiye’yi Suriye’den uzaklaştırmak yerine Ankara’nın Şam’la güvenlik işbirliğini daha kurumsal ve daha korunaklı hâle getirmesine de yol açabilir.
Türkiye’nin vereceği cevap bu nedenle yalnız öfkenin ölçüsüyle değerlendirilemez. Hemen ve görünür bir askerî karşılık tırmanmayı büyütür. Yalnız diplomatik açıklamayla yetinmek ise İsrail’in benzer saldırıları tekrarlayabileceği düşüncesini güçlendirebilir. Ankara’nın önündeki tercih, işbirliğini sürdürülebilir kılacak caydırıcılıkla kontrolsüz çatışmayı önleyecek iletişim arasında bulunuyor.
Washington’un tutumu bu olayda özellikle dikkat çekici. İsrail’in ABD yönetimini önceden bilgilendirdiği, Türkiye’ye ise haber verilmediği aktarılıyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türk kuvvetlerinin kuzeye yönelen uçakları görüp bir karşılık hazırlayabileceğini söyledi. Bu, diplomatik bir ayrıntı değildir. Aynı hava sahasında güçlü askerî kapasitelere sahip iki ülke hareket ederken bilgi yalnız bir tarafa akıyorsa, çatışmasızlık sistemi kurulmuş sayılmaz.
ABD şimdi Türkiye, İsrail ve Suriye arasında daha güçlü bir iletişim mekanizması kurmaya çalışıyor. Böyle bir hat, tarafları uzlaştırmaz. Fakat yanlış tanımlanan bir uçuşun birkaç dakika içinde doğrudan askerî karşılaşmaya dönüşmesini engelleyebilir. Bugün bölgenin ihtiyacı büyük sözlerden önce bu birkaç dakikayı yönetebilecek düzendir.
Türkiye ile İsrail’in doğrudan savaş istediğini gösteren bir veri yok. Buna rağmen iki devletin Suriye’de birbirinin hareket alanını daraltmaya çalıştığı artık saklanamaz. İsrail hava gücüne ve süratli vurma kapasitesine, Türkiye ise coğrafi yakınlığa, lojistiğe ve Şam’la kurduğu siyasi ilişkiye sahip.
Bu rekabetin sonucunu tek bir bombardıman belirlemeyecek. Belirleyici olan, kimin Suriye’de kalıcı, meşru ve sürdürülebilir bir düzen kurabildiği olacaktır.
Ebu Zuhur’dan sonra cevaplanması gereken ağır soru, bir sonraki saldırıda tarafların birbirlerinin niyetini anlamak için yine yalnız birkaç dakikaya sahip olup olmayacağıdır.