TÜİK’in Eylül işgücü verisi, işsizliğin yalnızca iki milyon 967 bin kişilik bir başlık olmadığını yeniden gösterdi. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı ağustostaki yüzde 7,9’dan yüzde 8,4’e çıktı; işsiz sayısı bir ayda 198 bin kişi arttı. Aynı ay istihdam 49 bin kişi azalırken işgücüne 149 bin kişi daha katıldı. Bu üç hareket birlikte okunduğunda, ekonominin yeni iş arayanları emme hızı zayıflamış görünüyor.
İşsizlik oranı önemli bir göstergedir; fakat tanımı gereği aktif biçimde iş arayan ve kısa sürede işe başlayabilecek kişilerle sınırlıdır. Çalışmak isteyen ama aramayı bırakmış, kısa zamanda işe başlayamayacak durumda olan ya da mevcut işinde istediği sürenin altında çalışan insanlar bu dar çerçevenin dışında kalır. Bu nedenle TÜİK’in tamamlayıcı göstergeleri, çalışma piyasasının genişliğini anlamak için ayrı bir pencere açar.
Eylül ayında atıl işgücü oranı yüzde 31,2’ye çıktı. Bu oran; işsizleri, zamana bağlı eksik istihdamdakileri ve potansiyel işgücünü aynı ölçüde bir araya getiriyor. Ağustosta yüzde 31,0 olan oran bir ayda 0,2 puan yükseldi. Dar işsizlik oranındaki 0,5 puanlık artışla aynı yönde ilerlemesi, sorunun yalnızca iş arayanların sayısında yoğunlaşmadığını düşündürüyor.
İşgücüne katılım artarken istihdam yerinde sayıyor
İşgücüne katılım oranı yüzde 52,7’ye yükseldi. Bu, 149 bin kişinin daha çalışma piyasasına girdiğini anlatıyor. İstihdamdaki 49 bin kişilik düşüş ise bu ek arzın karşısında yeterli yeni iş alanı açılmadığını gösteriyor. İşsizlikteki artışın tamamını tek bir aylık veriden kalıcı eğilim diye okumak doğru olmaz; TÜİK, mevsimsel düzeltme nedeniyle geçmiş tahminleri de revize ediyor. Yine de katılım artışı ile istihdam gerilemesinin aynı ayda buluşması, büyümenin emek talebi bakımından yakından izlenmesi gereken bir sinyal.
Burada kadınların verisi ayrıca dikkat çekiyor. Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 11,3, işgücüne katılım oranı yüzde 35,2 ve istihdam oranı yüzde 31,2 oldu. Erkeklerde katılım yüzde 70,7 seviyesinde. Bu büyük fark, işgücü piyasasının yalnızca toplam istihdam sayısıyla açıklanamayacağını gösteriyor: bakım düzeni, kayıtlı işlere erişim, çalışma saatleri ve ücret düzeyi, çalışma isteğinin fiilî istihdama dönüşmesini belirliyor.
Gençlerde işsizlik oranının yüzde 14,8’e çıkması da geçiş maliyetini ağırlaştırıyor. Ağustosa göre 1,6 puanlık yükseliş, eğitimden işe ya da ilk işten daha düzenli istihdama geçişteki kırılganlığı işaret ediyor. Genç işsizliğini genel oranın basit uzantısı saymak yanıltır; deneyim, bölge, sektör ve ilk ücret düzeyi aynı anda etkili olur.
Talep tarafındaki ayrışma işe alım kararını geciktirebilir
Ekim güven verileri bu tabloya ikinci bir katman ekliyor. TÜİK’e göre hizmet sektörü güven endeksi ekimde yüzde 2,4 düşerek 109,2’ye inerken perakende ticaret güveni yüzde 1,1 artarak 112,5 oldu; inşaat güveni yüzde 0,4 artışla 83,3’te kaldı. Hizmette son üç aya ilişkin iş durumu ve talep değerlendirmeleri gerilerken, perakendedeki mevcut satış algısı güçlendi. Sektörlerin aynı hızda çalışmadığı bir ortamda firmaların işe alım kararları da eşzamanlı hareket etmeyebilir.
Bu ayrışma, para politikasının ve mali koşulların reel ekonomiye geçişini daha karmaşık kılar. İç talepteki her zayıflama istihdama aynı hızla yansımaz; firmalar önce çalışma süresini, vardiyayı ya da açık pozisyonu ayarlayabilir. Eylül verisindeki haftalık ortalama fiilî çalışma süresinin 42,4 saate inmesi, bu ara ayarların da izlenmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Önümüzdeki aylarda bakılması gereken yer yalnızca işsizlik oranı olmayacak. Katılım oranının sürüp sürmediği, istihdamın hangi sektörlerde arttığı, atıl işgücünün bileşenleri ve gençler ile kadınlar arasındaki fark, ekonominin ürettiği işin niteliğini belirleyecek. İşgücü piyasasındaki kalıcı rahatlama, düzenli ve yeterli süreli işlerin çoğalmasıyla anlaşılır.