Yazarlar / Bize Dair

Derya İzem Sarp

Derya İzem Sarp

Gündem, toplum ve gündelik hayat yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Güven endeksi kasadaki bekleyişi ölçmüyor

İstanbul'da sabah açılmak üzere olan küçük bir kafenin yazısız tezgâhı

Bir dükkânda günün ilk müşterisi gelmeden yapılan hazırlık, istatistik tablolarında görünmez. Kepenk açılır, kahve makinesi çalışır, rafın önündeki boşluk düzeltilir. Fakat çalışan, o gün kaç kişinin uğrayacağını değil, akşam eve dönerken elinde ne kalacağını da düşünür. TÜİK’in ağustos verileri bu iki hesabın arasındaki mesafeyi hatırlatıyor.

25 Ağustos’ta açıklanan verilere göre hizmet sektörü güven endeksi 111,9 oldu ve aylık bazda yüzde 0,1 geriledi. Perakende ticarette düşüş yüzde 0,8, inşaatta yüzde 0,4 olarak kayda geçti. Bu sayılar ekonominin bütün hikâyesi değil; ama müşteriye dokunan işlerde havanın neden tek renkten ibaret olmadığını anlatıyor. Hizmet veren işletme hâlâ ayakta olabilir, müşteri hâlâ içeri girebilir, fakat ikisinin de hesabı rahatlamış sayılmayabilir.

Güven endeksi, işletmelerin yakın döneme dair beklentilerini ve mevcut durum değerlendirmelerini toplulaştırır. Bu yüzden kıymetlidir; yine de kasadaki bekleme süresini, eksilen bahşişi, ertelenen bakım masrafını ya da çalışanın değişen vardiyasını tek başına ölçmez. Bir kafenin dolu olması, orada çalışan kişinin işinin güvenli olduğu anlamına gelmez. Bir mağazada satışın sürmesi, satıcının ay sonunu kaygısız karşıladığını da kanıtlamaz.

İstanbul gibi hizmet işlerinin gündelik hayatın ritmini taşıdığı bir şehirde bu ayrım daha sert hissedilir. Müşteri, çoğu zaman karşısındaki kişinin yorgunluğunu hizmetin parçası sanır; çalışan da müşterinin memnuniyetsizliğini kendi beceriksizliği gibi taşır. Oysa fiyat, kira, ulaşım, çalışma saatleri ve işletmenin daralan marjı aynı masada oturur. En kolay çözüm, herkesin birbirine biraz daha güler yüz göstermesini istemektir. Çalışan yorgunken, vardiyası sürekli değişirken ve ücreti yetmezken beklenen nezaket yalnızca işi onun üzerinde tutar.

İşletme sahibinin güçlü itirazı da var: Maliyet artarken talep düşüyorsa daha yüksek ücret ve daha kısa çalışma süresi talebi kâğıt üzerinde kalabilir. Bu itirazı yok saymak, küçük işletmenin gerçek sıkışmasını görmemektir. Fakat bu sıkışmanın bedelini sürekli çalışanın bedenine, müşterinin sabrına ve evin bütçesine yazmak da ekonomik başarı değildir. İşletmenin hesabı konuşulurken ücretin, vardiyanın ve dinlenmenin de aynı hesabın parçası sayılması gerekir.

Bu nedenle güven verilerini yalnızca “piyasa iyi gidiyor” ya da “işler kötü” cümlesine çevirmemek gerekiyor. Asıl soru, beklentinin kimin hayatında karşılık bulduğudur. Hizmet sektörünün güveni artabilir; bunun gündelik karşılığı, çalışan için daha öngörülebilir bir gün, işletme için daha az kırılgan bir hesap ve müşteri için sürekli acele etmeyen bir hizmet olmalıdır. Bu koşullar kurulmadığında, açıklanan iyimserlik çalışanların ve müşterilerin gününe aynı ölçüde yansımıyor.

İstanbul’un dükkânları ve tezgâhları ekonominin yüzünü her gün yeniden kuruyor. O tezgâhın başındaki insanın ne kadar dinlenebildiği de bu hesabın içinde yer almalı.

Derya İzem Sarp yazılarından devam et

Tüm arşivi aç