Nisan başında ilan edilen bir ateşkes vardı. Onu kalıcılaştırması beklenen 17 Haziran mutabakatına göre İran, Hürmüz Boğazı'ndan ticari geçişi altmış gün boyunca ücretsiz ve güvenli tutmak için çaba gösterecek; karşılığında savaşın durması ve ekonomik baskının hafiflemesi için bir çerçeve kurulacaktı. Temmuz ortasında geriye kalan ise dokuz gece üst üste süren Amerikan hava saldırıları, boğazda vurulan tankerler ve yeniden tırmanan petrol fiyatlarıydı. Üç ay süren kırılgan sükûnet, dokuz günlük bir saldırı sarmalında dağıldı. Bu kadar hızlı bir çöküş, ateşkesin baştan itibaren ne kadar dar bir zemine oturduğunu gösteriyor.
Ateşkes neyi çözmemişti?
Haziran'daki metin boğazdan “güvenli geçiş” istiyordu ama bunun ne anlama geldiğini net biçimde tanımlamıyordu. İran, “altmış gün boyunca ücretsiz” ifadesini, sürenin sonunda geçiş için hizmet bedeli talep edebileceği biçiminde okudu. Washington ise hükmü boğazın açık bir uluslararası geçiş yoluna dönüşmesinin başlangıcı saydı. Taraflar aynı kâğıda imza attı, fakat farklı bir düzeni kabul ettiklerini düşündüler. Böyle bir belirsizlik sükûnet döneminde taşınabilir; ilk ciddi gerilimde ise metnin bütün ağırlığını üzerine alır.
Nitekim öyle oldu. Temmuz başında İran'a atfedilen ticari gemi saldırıları, ABD'nin art arda düzenlediği geniş çaplı hava harekâtlarıyla karşılık buldu. Amerikan kaynakları ilk iki dalgada 170'ten fazla hedefin vurulduğunu açıkladı. Donald Trump, NATO'nun Ankara zirvesinin kenarında “Bence bitti, onlarla artık uğraşmak istemiyorum” diyerek ateşkesin sona erdiğini ilan etti. İran ise Kuveyt, Bahreyn ve Katar dâhil bölge ülkelerindeki Amerikan ve müttefik hedeflerine füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenledi.
Bu tablo, yalnızca kimin önce ateş ettiği tartışmasına indirgenemez. Mutabakat boğazın hukuki ve fiilî denetimini, deniz trafiğinin hangi rotadan işleyeceğini ve ihlal hâlinde devreye girecek bir doğrulama mekanizmasını açık bırakmıştı. Tarafların her biri bu boşluğu askerî güçle doldurmaya çalışınca, ateşkes anlaşmazlığı yöneten bir düzen olmaktan çıktı; bir sonraki misillemenin gerekçesine dönüştü.
Boğaz neden bu kadar belirleyici?
Hürmüz, küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birine denk gelen akışın geçtiği bir darboğaz. ABD Enerji Enformasyon İdaresi'ne göre boğazdan 2025'in ilk yarısında günde ortalama 20,9 milyon varil petrol ve petrol ürünü taşındı. Savaşın şubat sonundaki başlangıcından sonra bu akış neredeyse durma noktasına geldi. Haziran mutabakatıyla kısmi bir toparlanma yaşansa da toplam Körfez ihracatı savaş öncesindeki günlük 24 milyon varillik düzeyin hâlâ belirgin biçimde altındaydı.
Temmuzdaki yeniden alevlenme bu iyileşmeyi tersine çevirdi. Uluslararası Enerji Ajansı, temmuz raporunda 7-8 Temmuz'daki tırmanmanın piyasa görünümünü yeniden belirsizleştirdiğini kaydetti. Brent petrol 13 Temmuz'da gün içinde yüzde 4'ten fazla yükselirken, ayın ilerleyen günlerinde savaşın başından beri oluşan kayıp ve risk primi fiyatlara yeniden yerleşti. ABD'nin İran'a tanıdığı petrol satış kolaylığını geri çekmesi de ateşkesin ekonomik ayağını zayıflattı.
Bu yalnız bir enerji fiyatlaması meselesi değil. IEA, savaşın Hürmüz trafiğini neredeyse durdurmasıyla ortaya çıkan kaybı küresel petrol piyasası tarihinin en büyük arz kesintisi olarak tanımlıyor. Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz'e petrol aktarmak için kullandığı Doğu-Batı boru hattı ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Hürmüz'ü aşan hattı birlikte önemli bir tampon sağlıyor; fakat mevcut alternatifler boğazdan geçen hacmin ancak bir bölümünü taşıyabiliyor. Yemen'deki Husilerin Suudi deniz taşımacılığına yönelik ambargo ilanı, piyasanın Kızıldeniz çıkışına duyduğu güveni de sarstı.
Türkiye'nin hesabı: kırılganlık mı, tampon mu?
Türkiye bu tablonun kıyısında değil, enerji fiyatları ve tedarik yolları üzerinden doğrudan içinde duruyor. 2025'te ithal edilen gazın yaklaşık yüzde 13'ü, 7,7 milyar metreküplük hacimle İran kaynaklıydı. BOTAŞ'ın İran'la uzun vadeli sözleşmesindeki yıllık miktar 9,6 milyar metreküp olsa da fiilî alım bunun altında kaldı. Bu fark, sözleşme kapasitesi ile gerçekten gelen gazın aynı şey olmadığını hatırlatıyor.
Ankara'nın elinde gerçek bir tampon var. Mavi Akım ve TürkAkım üzerinden kullanılmayan Rus kapasitesi, Azerbaycan bağlantısı, yaklaşık 12 ülkeden sağlanan LNG ve büyüyen Sakarya sahası üretimi, tek bir kaynaktaki kesintiyi kısa vadede yönetilebilir kılıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da Hürmüz krizinin ilk aylarında petrol ve doğal gaz arz güvenliğinde sorun öngörmediğini, Türkiye'nin boğaza doğrudan bağımlılığının sınırlı olduğunu açıkladı.
Yine de bu tamponun sınırları var. Yeraltı depolama kapasitesi yaklaşık 6,3 milyar metreküp, LNG terminalleri ve yüzer depolama ünitelerindeki fiziksel depolama ise 0,3-0,6 milyar metreküp düzeyinde. LNG terminallerinin yıllık gazlaştırma kapasitesi yüksek olsa da bu, aylar sürecek bir kesintiyi depodan karşılayabilecek stok hacmi anlamına gelmiyor. Üstelik Hürmüz'deki uzun süreli aksama, Türkiye'nin çeşitlendirdiği portföydeki bazı Körfez bağlantılı LNG teslimatlarını da geciktirebilir. Kısa vadede ikame mümkündür; asıl soru savaşın aylar süren bir yıpratma hattına dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
Tırmanma sarmalı mı, pazarlık taktiği mi?
Washington ile Tahran'ın ortak çıkmazı burada belirginleşiyor. İki taraf da karşısındakine kabul edilebilir bir maliyetle kesin sonuç dayatamıyor. ABD, İran'ın askerî kapasitesini vurabiliyor ama Hürmüz'deki asimetrik baskıyı tümüyle ortadan kaldıramıyor. İran ise ticari trafiği tehdit ederek küresel maliyet üretebiliyor, fakat bunu kendi enerji geliri ve bölgesel ilişkileri zarar görmeden sürdüremiyor.
Bu nedenle çatışma aynı sarmalda dönüyor: saldırı, misilleme, kısa bir durulma ve yeni bir kıvılcım. Diplomasi iki taraf için de tek makul çıkış olmayı sürdürüyor; ne var ki diplomasinin çalışması için gerekli tavizler, her iki başkentte de askerî geri adım gibi okunuyor. Haziran mutabakatının teknik belirsizliği, bu siyasi isteksizliğin üzerini yalnızca birkaç hafta örtebildi.
Kalıcı bir düzen, geçiş hakkını ilan etmekten fazlasını; denetimi, ihlali ve karşılığı önceden tanımlamayı gerektiriyor.
Türkiye açısından sarmalın sonucu sadece enerji faturası değildir. Boğazın kapalı kaldığı her hafta ticaret rotalarını, LNG rekabetini, bölgesel güvenlik mimarisini ve Ankara'nın hem Washington hem Tahran'la sürdürdüğü temas hattının ağırlığını değiştiriyor. Nisan'daki ateşkes ve hazirandaki mutabakat, savaşı bitirdiği için değil, belirsizliği ertelediği için tutmuştu. Şimdi o belirsizlik faturası, boğazdan geçemeyen her gemi ve fiyatlanan her varil üzerinden yeniden kesiliyor.
Kaynaklar
- ABC News / GMA, “How the US-Iran ceasefire and MOU broke down — a timeline”, 9 Temmuz 2026
- The National, “Is US-Iran ceasefire over? A timeline of how deal has reached brink of collapse”, güncelleme 14 Temmuz 2026
- IEA, “Oil Market Report — July 2026”
- IEA, “Sheltering From Oil Shocks”
- ABD Enerji Enformasyon İdaresi, “World Oil Transit Chokepoints — Strait of Hormuz”
- CNBC, “Oil prices rise after Trump says Iran will pay for killing U.S. service members”, 20 Temmuz 2026
- T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, “Ülkemizde Enerji Arz Güvenliğiyle Alakalı Bir Sıkıntı Yok”, 18 Mart 2026
- OSW Centre for Eastern Studies, “Turkey's LNG game amid the war in the Middle East”, 17 Mart 2026