Yavuz Gezerman

Yazarlar / Yavuz Gezerman

Yavuz Gezerman

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Jeopolitik ve strateji yazarı

Yazarın tüm yazıları

İran savaşında askerî başarı siyasi sonucun yerini tutmuyor

22 Temmuz ile 23 Temmuz arasındaki birkaç saat, İran savaşının aslında hangi evreye girdiğini çıplak biçimde gösterdi. U.S. Central Command, İran’a karşı on ikinci gece üst üste saldırı düzenlediğini açıkladı. Aynı gün Washington’da Temsilciler Meclisi, savaşı finanse etmek için 95 milyar dolarlık ek paketi kabul etti. Bir başka dosyada ise ABD ile Suudi Arabistan, sivil nükleer işbirliği anlaşmasını imzalayıp Kongre’ye gönderdi. Bu üç gelişme ayrı başlıklar gibi görünebilir. Oysa birlikte okunduğunda aynı gerçeği söylüyorlar: sahadaki askerî baskı artıyor, fakat siyasi sonuç hâlâ yerinde sayıyor.

Bir savaşın uzadığını yalnız çatışma günlerinden anlamayız. Asıl ölçü, askerî eylemin kendi kendine yeterli olmaktan çıkıp yeni bir siyasi mimari ihtiyacını açığa vurmasıdır. Beyaz Saray, 1 Mart 2026’da Operation Epic Fury’yi ilan ederken hedefi sadece belirli tesisleri vurmak diye tarif etmedi; İran’ın nükleer tehdidini ortadan kaldırmak, füze kapasitesini kırmak, vekil ağlarını zayıflatmak ve deniz baskısını felç etmek gibi geniş bir düzen hedefi koydu. Böyle bir hedef seti, birkaç gece süren hava kampanyasıyla değil; denetlenebilir, sürdürülebilir ve kabul ettirilebilir bir sonuçla ölçülür.

Sorun tam da burada başlıyor. CENTCOM’un 22 Temmuz açıklaması, yeni dalganın deniz yetenekleri, füze ve drone depoları, kıyı gözetleme unsurları ve hava savunma varlıklarını hedef aldığını söylüyor. Bu, askerî bakımdan anlaşılır bir tercih. Çünkü Washington’un kısa vadeli önceliği Hürmüz’de ticareti ve seyrüseferi korumak. Fakat askerî mantığın doğruluğu, siyasi sonucun oluştuğu anlamına gelmez. Bir boğazı açık tutmakla İran dosyasını kapatmak aynı şey değildir. Deniz trafiğini koruyan baskı, nükleer dosyayı, rejim davranışını ve bölgesel caydırıcılığı tek başına çözmez.

Üstelik bu savaşın merkezindeki nükleer mesele hâlâ tam anlamıyla doğrulanmış bir çözüme kavuşmuş değil. Haziran sonunda Associated Press’e konuşan IAEA Başkanı Rafael Grossi, İran’daki zenginleştirme sahalarının yeniden denetlenmesinin ara mutabakatın temel unsurlarından biri olduğunu söyledi. Aynı haberde IAEA’nın bu sahalara uzun süredir erişemediği ve bu yüzden stokun durumunu tam olarak doğrulayamadığı da açıkça yer alıyordu. Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü modern savaşlarda “vuruldu” demek ile “kalıcı biçimde etkisizleştirildi” demek arasında büyük bir fark var. Mühimmat hedefi yok edebilir; ama denetim mekanizması kurulmadan siyasi güven üretilemez.

Washington’un önündeki ikinci sınav iç siyasette beliriyor. Temsilciler Meclisi’nin 22 Temmuz’da kabul ettiği 95 milyar dolarlık paket, yalnız finansman kararı değildir. Bu paket, yönetimin ve Kongre çoğunluğunun bu dosyayı kısa süreli bir cezalandırma operasyonu olarak değil, daha uzun bir stratejik angajman olarak fiyatlamaya başladığını gösteriyor. Savaş gerçekten birkaç gece daha sürecek geçici bir baskı aracı olsaydı, tartışma bu kadar hızla ek bütçe ve siyasi sadakat testine dönüşmezdi. Para, devletlerin niyetini çoğu zaman konuşmalardan daha dürüst anlatır.

Buradaki temel gerilim şudur: Beyaz Saray savaşı yürütme serbestisini korumak istiyor; Kongre’deki destekçiler ise savaşın siyasal maliyetini üstlenmeden askerî kararlılığı sergilemek istiyor. Bu nedenle Washington’da yetki, amaç ve süre tartışmaları bitmiyor. Bir yönetim hem “hedeflerimiz net” deyip hem de her hafta yeni finansman, yeni mesaj ve yeni tehdit dili üretmek zorunda kalıyorsa, ortada tamamlanmış bir strateji değil, sürmekte olan bir çıkış arayışı vardır.

Suudi Arabistan’la imzalanan 123 anlaşması ise üçüncü ve belki daha derin bir işaret veriyor. ABD, İran’ın zenginleştirme kapasitesini sınırlamak için savaş yürütürken, aynı gün Riyad’la sivil nükleer ortaklığın hukukî temelini genişletiyor. Enerji Bakanlığı bunu güvenlik, ticaret ve nükleer yayılmayı önleme diliyle savunuyor. Teknik olarak bu anlaşma müttefiki Amerikan yörüngesinde tutma hamlesi olarak okunabilir. Fakat stratejik anlamı daha karmaşıktır: Washington, İran dosyasını yalnız askerî baskıyla değil, bölgesel dengeyi yeniden kuracak yeni ortaklıklarla yönetmek zorunda olduğunu kabul ediyor.

Bu da savaşın gerçek ölçüsünü değiştiriyor. Eğer askeri kampanya tek başına yeterli olsaydı, aynı anda Riyad’a nükleer güvence mimarisi açma ihtiyacı bu kadar acil görünmezdi. Demek ki sorun sadece İran’ın bugünkü kapasitesi değil; savaş sonrası Orta Doğu’nun nasıl dengeleneceği. Bir tarafın zenginleştirmesini bastırırken başka bir ortağa kontrollü nükleer alan açmak, askeri çözümün yerini siyasi mühendisliğin aldığını gösterir. Fakat siyasi mühendislik de yeni riskler üretir. Çünkü her güvence, başka bir aktöre yeni şüphe verir.

İran açısından tablo daha nettir. Tahran klasik anlamda simetrik zafer aramıyor; maliyeti dağıtmak, süreyi uzatmak ve rakibini düzen kurmak zorunda bırakmak istiyor. Bu yüzden liman, enerji, deniz ticareti, vekil ağlar ve psikolojik eşikler onun asıl oyun alanı. Washington ise her gece hedef vurabilir; ama rakibinin en ucuz cevabını ortadan kaldıramıyorsa, askerî üstünlük siyasi kapanış üretmez. Savaşın bugünkü ritmi tam da bunu anlatıyor: ABD gökyüzünde güçlü, fakat masada henüz belirleyici değil.

Türkiye açısından sonuç basit bir “uzak savaş” okumasından ibaret değil. Hürmüz, Kızıldeniz, enerji akışı ve bölgesel nükleer denge aynı dosyada birleştiğinde Ankara’nın risk haritası da uzuyor. Petrol ve LNG güvenliği, Körfez’de askerî tırmanma, ABD-Suudi hattındaki yeni düzen ve İran’ın vereceği dolaylı cevaplar birbirinden ayrılamaz. Bu yüzden mesele yalnızca kimin daha çok hedef vurduğu değil; hangi düzenin daha pahalı, daha kırılgan ve daha uzun ömürlü hale geldiğidir.

Asıl mesele şu: bir savaşın başarı hanesine yazılan şey vurulan hedef sayısı mı olacak, yoksa denetlenebilir bir nükleer çerçeve, açık deniz yolları ve kabul edilmiş bir bölgesel denge mi? Eğer ikinci şık doğruysa, İran savaşında askerî başarı gerçekten siyasi sonucun yerini tutmuyor. Hatta bazen tam tersine, siyasi sonucun ne kadar uzak olduğunu daha görünür kılıyor.

Kaynaklar: White House Iran fact sheet | White House Operation Epic Fury release | CENTCOM 22 Temmuz 2026 açıklaması | AP: House adopts $95 billion budget proposal | Energy.gov Saudi nükleer anlaşması | AP: IAEA inspections dispute

Yavuz Gezerman yazılarından devam et

Tüm arşivi aç