19-21 Ağustos’ta İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek IFCO, takvime düşen renkli bir moda buluşmasından fazlasını vaat ediyor. Kadın, erkek, çocuk, denim, iç giyim ve özel gün giyimi gibi alanları aynı ticari zeminde topluyor; üreticiyi, tasarımcıyı ve farklı ülkelerden alıcıyı karşı karşıya getiriyor. Fuarın ticari değerini görmek için ziyaretçi sayısından çok, görüşmelerde hangi ürünün hangi fiyat, miktar ve teslim koşullarıyla konuşulduğuna bakmak gerekiyor.
İstanbul’un moda şehri olma iddiası uzun zamandır defile fotoğraflarıyla anlatılıyor. Oysa hazır giyim ticaretinde şehrin gücü kumaşın ve kalıbın yanında teslim tarihini, minimum sipariş miktarını, beden aralığını, fiyatı ve tekrarlanabilir kaliteyi yönetebilmesine bağlı. IFCO’nun 35 bin metrekarelik alanı ve 300’ün üzerindeki katılımcı bilgisi, bu ölçütlerin hangilerinde sonuç alındığını tek başına göstermez.
Bu masada “trend” kelimesi tek başına alıcı kararını açıklamaz. Bir alıcı için renk paleti kadar ürünün hangi pazara uyacağı, numunenin ne kadar sürede hazırlanacağı ve siparişin hangi tarihte sevk edileceği önemlidir. Moda editörünün işi de fuar broşüründeki sıfatları çoğaltmak değil, koleksiyonun hayatla temasını takip etmektir: Kumaş elde nasıl davranıyor, kalıp farklı bedenlerde aynı fikri taşıyor mu, bakım talimatı gerçekçi mi, ürün bir sezonluk görüntüden sonra dolapta kalacak mı?
IFCO’nun ziyaretçi listesinde zincir mağazaların satın alma yöneticileri, ithalatçılar, toptancılar, butik sahipleri ve çevrim içi satış platformlarının yöneticileri bulunuyor. Bu çeşitlilik İstanbul’un üretim kabiliyetine bir avantaj sağlıyor; aynı zamanda dilini keskinleştirmesini gerektiriyor. Herkese aynı koleksiyonla seslenen marka, küresel görünürlük kazanabilir ama kalıcı sipariş için gereken özgüllüğü kuramaz. Kadın giyim alıcısının aradığıyla çocuk giyim dağıtıcısının ölçtüğü kalite aynı değildir.
Fuarın dijital dönüşüm, akıllı giyim ve teknik tekstil başlıklarını öne çıkarması da bu nedenle dikkat çekici. Teknoloji iddiasının değeri, kullanıcının ne kazandığı, ürünün nasıl yıkandığı, servis ve garantinin kimin sorumluluğunda olduğu ve üretim ölçeği büyüdüğünde aynı performansın korunup korunmadığıyla anlaşılır. Bu soruların yanıtı yoksa “akıllı” sözcüğü ürünün işleyişi, bakımı ve sorumluluğu hakkında yeterli bilgi vermez.
İstanbul’un moda ekonomisi için asıl sınav, fuarın üç gününde kurulan temasların sonrasında başlayacak. Alıcıyla üretici arasında numune, fiyat, takvim ve kalite konuşulabiliyorsa salon iş görmüştür. Bu görüşmeler yalnız ihracat tablosuna değil, tasarımın gündelik hayatta ne kadar karşılık bulduğuna da veri sağlar. Siparişe dönüşen ürünün ardından gelen tekrar talebi, teslim performansı ve kullanım geri bildirimi bu veriyi somutlaştırır.
Bu yüzden IFCO’ya bakarken podyum ışığından çok masadaki ayrıntılara yaklaşmak gerekiyor. İstanbul’un moda gücünü anlamak için alıcıların hangi numuneyi, hangi takvim ve kalite şartlarıyla siparişe yaklaştırdığına bakmak yeterli bir başlangıç sunacak.