Yazarlar / Madde ve Ufuk

Cem Onat Arın

Cem Onat Arın

Bilim ve teknoloji yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Kuantum akışkanı çipte yaşadı; ama bilgisayar hâlâ uzakta

İki atomik yarıiletken katman arasındaki elektron-delik çiftlerinin kuantum yoğunlaşmasını gösteren yazısız bilimsel illüstrasyon

Bir elektron ile bıraktığı boşluk birbirini bağladığında ortaya çıkan eksiton, elektrikçe nötr bir parçacıktır. Katıhal fiziğinin eski hedeflerinden biri, çok sayıda eksitonun tek tek davranmayı bırakıp aynı kuantum durumunda toplanmasıydı. Ruishi Qi ve çalışma arkadaşları, iki atomik katmandan oluşan ayarlanabilir bir yarıiletken düzende bu tür bir Bose–Einstein yoğunlaşması için güçlü kanıt sundu. Çalışma Nature’da haziranda yayımlandı; ağustosta Berkeley Lab’ın ayrıntılı açıklamasıyla öne çıktı.

Sonucun ilginç yanı yalnızca eksitonların yoğunlaşması değil. Ekip, yoğunlaşmış akışkanın iç yapısının küçük bir manyetik alanla farklı fazlar arasında değiştirilebildiğini ölçüyor. Bu, bir çipte “kuantum bilgisayar yapıldı” demek değildir. Daha dar ama daha sağlam cümle şudur: Katı içinde, elektriksel olarak ayarlanabilen ve iç kuantum dereceleri okunabilen dengeli bir kuantum akışkanı için yeni bir deney platformu var.

Eksiton fikrini doğru yere koymak gerekiyor. Bir yarıiletkende elektron bir enerji düzeyinden ayrıldığında geride pozitif yüklüymüş gibi davranan bir “delik” kalır. Elektronun eksi yükü ile deliğin artı yükü bağlanır; böylece toplam yükü sıfır olan bir çift oluşur. Gaz halindeki atomlarda Bose–Einstein yoğunlaşması, çok düşük sıcaklıkta çok sayıda atomun aynı dalga fonksiyonunu paylaşmasıdır. Eksitonlarda amaç buna benzer kolektifliği katıhalde kurmaktır; fakat ışıkla üretilen eksitonlar genellikle çok kısa ömürlü olduğundan, parlak bir optik işareti gerçek denge yoğunlaşmasından ayırmak zordur.

Bu deneyin yöntemsel ağırlığı burada. Araştırmacılar, tek katman MoSe₂ ile WS₂/WSe₂ moiré süperörgüsünü elektron–delik çiftlerinin temel durumu olacak biçimde düzenledi. Üst ve alt elektrik kapıları parçacık yoğunluğunu ayarlıyor. Cihaz kriyojenik sıcaklıkta tutulurken magneto-optik tayf ölçümü yapıldı: ışığın soğurulması ve kutuplanması, elektron ile deliğin spin ve “vadi” denen kristal momentum etiketlerine nasıl karşılık verdiğini izledi.

Makalenin gösterdiği şey, yalnızca yoğunluğa bağlı bir parlama artışı değil. Ekip, duyarlılıkta ve manyetik alana tepkide iki bileşenli bir iç düzen buluyor; imzalar yaklaşık 2 kelvine kadar sürüyor. Bu sıcaklık gündelik ölçek için hâlâ acımasız derecede düşük. Yine de seyreltik atom gazlarında görülen klasik yoğunlaşma deneylerine kıyasla milyonlarca kat daha sıcak bir ölçekte, üstelik elektriksel kapılarla kontrol edilen bir katı yapıda çalışmak, deneysel sınırın nereye kaydığını gösteriyor.

Burada iki sınır var. Birincisi, Bose–Einstein yoğunlaşması ile süperakışkanlığın aynı sözcük olmadığıdır. Yoğunlaşma, çok sayıda bozonun aynı kuantum durumunu işgal etmesidir; süperakışkanlık ise akışın sürtünmesiz olduğuna dair ayrı bir taşıma ölçümü ister. Araştırmacılar gelecek hedef olarak süperakışkan aygıtları anıyor, fakat mevcut sonuç bir devre boyunca kayıpsız eksiton akımı göstermiyor. İkincisi, 2 kelvin ile oda sıcaklığı arasında hâlâ yaklaşık üç yüz derecelik bir mühendislik ve fizik mesafesi bulunuyor.

Benim için bu çalışmanın daha geniş dersi, kuantum teknolojisi haberlerinde en sık kaybolan ayrımda yatıyor: bir kuantum durumunu üretmek, onu güvenilir bir aygıt işlevine çevirmek ve milyonlarca kez çoğaltmak üç ayrı problemdir. Burada ilk problem için ikna edici bir laboratuvar zemini genişliyor. İkinci ve üçüncü problemler ise malzeme kusurları, temaslar, ısı yükü ve ölçüm mimarisiyle birlikte duruyor.

Bu yüzden sonucu küçümsemek de satış sloganına çevirmek de yanlış olur. Eksitonların dengede, ayarlanabilir ve iç yapısı okunabilir bir kuantum akışkanı oluşturması; katıhalde kolektif kuantum fiziğini daha keskin sorularla sınamak için gerçek bir imkân veriyor. Bir sonraki gerekli gösteri, bu fazların bir aygıt içinde nasıl aktığını ve bozulmadan ne kadar süre korunabildiğini doğrudan ölçmek olacak.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Cem Onat Arın yazılarından devam et

Tüm arşivi aç