Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretilmiş temsili editoryal çalışma.
Nazca çölünde yapay zekânın bulduğu 303 yeni figür, geçmişin bilgisayarla çözüldüğünü göstermiyor. Daha ilginç bir şey gösteriyor: İnsan gözü, aynı görüntüye yıllarca baksa bile oradaki bütün izleri seçemeyebiliyor.
Yamagata Üniversitesi ile IBM Research'ün yüksek çözünürlüklü hava görüntülerinde yürüttüğü tarama, altı ay içinde 303 yeni figür belirledi. Bu rakam, bilinen figürlü jeogliflerin sayısını neredeyse ikiye katladı. Haber buraya kadar bile güçlü. Fakat asıl mesele sayının büyüklüğünde değil, bakışın ölçeğinde.
Nazca ve Palpa çizgileri, Peru'nun kurak kıyı ovasında yaklaşık iki bin yıl boyunca oluşmuş büyük bir kültürel peyzajın parçası. UNESCO'nun koruma alanı yaklaşık 450 kilometrekareyi kapsıyor. Yerden bakınca çizginin tamamını, havadan bakınca da her küçük figürü aynı anda görmek mümkün değil. Büyük hayvanlar ve uzun geometrik çizgiler hafızaya daha kolay yerleşiyor; küçük, kabartma niteliğindeki figürler ise görüntünün içinde kaybolabiliyor.
Yapay zekâ burada bir kahin gibi davranmıyor. Görüntülerde benzer biçimleri arayan, araştırmacının önüne aday örnekleri daha hızlı getiren bir tarama aracı olarak çalışıyor. Bu ayrım önemli. Makine bir şekli bulabilir; o şeklin insan eliyle mi, hangi dönemde, hangi amaçla ve hangi toplumsal düzen içinde yapıldığını kendi başına söyleyemez.
Yeni figürler büyüklük ve biçim bakımından büyük çizgilerden farklı bir dünyanın izlerini de taşıyabilir. Bu, araştırmacıları Nazca peyzajına tek bir bakışla yetinmemeye zorlar. Belki bazı figürler geniş bir ritüel manzaranın parçasıydı, belki bazıları daha küçük toplulukların kullandığı güzergâhları veya işaretleri taşıyordu. Burada kesinlik kurmak için henüz yeterli veri yok. Ama sorunun değiştiği açık: Artık yalnızca “Bu dev şekiller ne anlatıyor?” diye bakamayız; küçük olanların neden yapıldığını ve kimler tarafından görüldüğünü de sormalıyız.
Keşif sayısı arttıkça insan zihninin başka bir zaafı ortaya çıkıyor. Bilinmeyen şeyleri bir etiketle kapatmak istiyoruz. “Astronomik takvim”, “ritüel harita” ya da başka tek bir açıklama, karmaşık bir alanı rahatça düzenliyor. Oysa UNESCO'nun da ihtimal düzeyinde aktardığı ritüel-astronomik işlev, bütün çizgilerin aynı amaca sahip olduğunu kanıtlamıyor. Sayı çoğaldıkça tek cevap kolaylaşmamalı; tersine, farklı işlev ve dönem ihtimallerini daha dikkatli ayırmalıyız.
Bir de koruma meselesi var. Daha iyi görüntüleme, araştırmacının çölde daha az zaman harcayarak daha çok aday bulmasını sağlayabilir. Fakat bir alanın dijital olarak görünür olması, fiziksel olarak güvende olduğu anlamına gelmez. UNESCO'nun koruduğu bu peyzajda yeni bilginin değeri, yalnızca yeni figürleri listelemekle değil, onları zarar görmeden belgelemekle ölçülecek.
Bu yüzden yapay zekânın Nazca'ya katkısı geçmişi bizim için tercüme etmesi değil. İnsan gözünün sınırını görünür kılması. Arkeoloğun yerine geçmiyor; arkeoloğun nereye bakacağını değiştiriyor. Bence bu, 303 yeni figürün kendisinden daha kalıcı bir keşif.