Yazarlar / Madde ve Ufuk

Cem Onat Arın

Cem Onat Arın

Bilim ve teknoloji yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Roman’ın asıl vaadi, karanlık enerjiyi görmek değil ölçmek

Geniş gökyüzü araştırması yapan Roman Uzay Teleskobu, galaksiler ve zayıf kütleçekim merceklenmesi izleriyle gösteriliyor

Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu 30 Ağustos’ta fırlatıldı. Güneş-Dünya sisteminin ikinci Lagrange noktasına doğru yol alan gözlemevi, çalışmaya başladığı anda karanlık enerjinin ne olduğunu söylemeyecek. Daha değerli ve daha zahmetli işi yapacak: Evrenin genişlemesinin geçmişini ve maddenin büyük ölçeklerde nasıl toplandığını, aynı kozmik hikâyenin farklı ölçüm izleri üzerinden karşılaştırılabilir hale getirecek.

Karanlık enerji adı, bilmediğimiz bir maddeye konmuş etiket değil; uzak galaksilerden gelen ışığın ve standart mum olarak kullanılan Tip Ia süpernovaların işaret ettiği hızlanan genişlemeye verilen geçici addır. Genel görelilik doğru çerçeve olarak kalıyor olabilir; boşluğun enerji yoğunluğu kozmik ölçekte etkili olabilir; ya da ölçümlerin ve modellerin birlikte daha dikkatli sınanması gerekebilir. Roman’ın görevi bu seçeneklerden birini sloganla seçmek değil, aralarındaki farkı veride büyütmektir.

Teleskobun geniş alan kamerası bunun için tasarlandı. Yakın kızılötesinde çalışan 300 megapiksellik Wide Field Instrument, keskin uzay görüntüsünü geniş bir gökyüzü alanıyla birleştiriyor. Tek tek güzel hedefler bulmak burada ikinci planda. Asıl amaç, çok sayıda galaksinin konumunu, biçimini ve tayfsal uzaklık bilgisini aynı ölçüm düzeninde toplamak; sonra bu büyük örneklemden üç ayrı fizik sorusu çıkarmak.

Birincisi, galaksi dağılımındaki düzenli uzaklık ölçeğidir. Erken evrende ses dalgalarının bıraktığı baryon akustik salınımı izi, galaksiler arasında istatistiksel bir cetvel gibi kullanılabilir. İkincisi, uzak galaksi biçimlerinin ön plandaki maddenin kütleçekimiyle çok hafifçe gerilmesidir. Zayıf merceklenme denen bu etki, karanlık maddenin doğrudan ışık saçmayan dağılımını haritalamaya yarar. Üçüncüsü de zaman içinde bulunan süpernovalardır: Aynı tür patlamaların parlaklık–uzaklık ilişkisi, genişlemenin hangi hızla değiştiğini sınar.

Bu üç yol aynı soruyu farklı kusurlarla sorar. Galaksi uzaklıklarında tayf ölçümünün seçimi ve gökada oluşum fiziği devreye girer. Zayıf merceklenmede teleskobun görüntü şekli, dedektör etkileri ve galaksilerin kendi hizalanmaları küçük sinyali taklit edebilir. Süpernovalarda toz, ev sahibi galaksi ve patlamaların çeşitliliği hesapta kalır. Roman’ın bilimsel gücü, hata kaynaklarının sihirli biçimde kaybolmasında değil; bir yöntemle görülen gerilimin diğer yöntemlerdeki karşılığını arayabilmesindedir.

Bu nedenle “Hubble’dan yüz kat geniş bakıyor” cümlesi, etkileyici ama eksik bir reklamdır. Geniş alan yalnızca daha çok fotoğraf demek değildir. Kozmolojide daha çok gökada, örneklem gürültüsünü azaltır; fakat sistematik hatayı azaltacağı garanti edilmez. Bir kamera gökyüzünü ne kadar hızlı tararsa tarasın, kırmızıya kayma kalibrasyonu ya da galaksi şekillerindeki çok küçük yanlılık denetlenmezse sonuç daha kesin görünen bir yanılgı olabilir.

Bana kalırsa Roman’ın kamusal değeri tam burada. Temel bilim için büyük araçların savunusu, “bize yakında şaşırtıcı bir cevap verecekler” vaadine bağlanmamalı. İyi tasarlanmış bir gözlemevi, cevabın hangi ölçümden geçmesi gerektiğini de değiştirir. Roman, karanlık enerjiyi bir nesne gibi avlamayacak; evrenin genişlemesi ile yapısının büyümesini aynı kozmik zaman çizelgesinde birbirine karşı sınayacak.

Önümüzdeki aylarda ilk sinyaller, ayarlar ve kalibrasyonlar gelecektir. Bunlar karanlık enerjinin çözümü sayılmamalı. Fakat teleskop planlandığı gibi kararlı veri üretebilirse, kozmolojinin en büyük sorularından birinde daha iyi bir cevap kadar, hangi cevapların artık ayakta kalamayacağını da gösterebilir.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Cem Onat Arın yazılarından devam et

Tüm arşivi aç