SEC 1 Ekim’de bir öneri yayımladı; mevzu, yatırım danışmanlarının ve fonların kripto varlıkları nasıl saklayacağı. Kurum saklama kurallarını değiştirmek istiyor, eyalet tröst şirketlerini işin içine katmayı düşünüyor ve uygun saklayıcı bulunamadığında ne yapılacağına dair şartlar koyuyor. Şimdi hemen birileri çıkıp “Bakın, kapı açıldı, kurumsallar geliyor, saklama sorunu çözüldü” diye rahatlayacak.
İşte tam burada durun.
Bu rahatlık, kontrolün kimde olacağıyla ilgili büyük bir psikolojik savaşın ön hazırlığı. Kalabalık her zaman şöyle çalışır: Karmaşık bir metin görür, içinden “saklama” ve “izin” kelimelerini cımbızlar, sonra bunu tek bir güven etiketiymiş gibi göğsüne takar. Metin, danışmanın müşteri varlığını saklamasıyla bireyin kendi cüzdan anahtarını elinde tutmasını aynı sepete atmaya çok müsait.
Bu yüzden öneri, kurumların varlığı hangi koşullarda tutabileceğine dair ayrıntıları öne çıkarıyor.
Hester Peirce’in bahsettiği uygun saklayıcı bulunmadığına dair değerlendirme koşulu işin püf noktası. Kurumlar için saklama, varlığı bir yere koymaktan daha geniş bir iş: sorumluluğu kimin üstlendiği ve hata olduğunda hesabın kimden sorulacağı da bu zincirde. SEC henüz bir öneri sundu; nihai kuralın içeriği ve uygulanışı belirlenmiş değil.
Yine de piyasa, belirsizliği sevmediği için hemen bir “çözüm” hikâyesi uydurmaya bayılır. Kurumsal bir kapının aralanmasını bütün belirsizliklerin bittiği işareti saymak, bu oyunun psikolojik derinliğini ıskalatır.
Danışmanın müşteri varlığını, uygun saklayıcı bulunmadığı değerlendirmesiyle tutması; bireyin kendi anahtarını tutmasından farklı bir sorumluluk düzeni kuruyor. Bu fark, düzenleme metninde koşullara bağlı olarak ele alınıyor.
Öneri, kimin hangi koşulda sorumluluk alacağına dair yeni seçenekler açıyor. Bu koşullar netleşmeden “saklama sorunu çözüldü” diye okunacak bir metin yok.