Yazarlar / Kırılma Hatları

Mehmet Yavuz Gezerman

Mehmet Yavuz Gezerman

Jeopolitik ve strateji yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Mekke İttifakı sahaya çıkıyor: Türkiye artık Suudi Arabistan’ın savunmasının parçası mı?

Mekke İttifakı sahaya çıkıyor: Türkiye artık Suudi Arabistan’ın savunmasının parçası mı?

Mekke İttifakı sahaya çıkıyor: Türkiye artık Suudi Arabistan’ın savunmasının parçası mı?

Mekke Savunma İttifakı için asıl sınav başladı.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında ağustos ayında kurulan savunma mekanizması, Riyad’da alınan son kararla diplomatik bir mutabakat olmaktan çıkıp askerî kapasiteye dönüşme aşamasına geçti. Üç ülke, üzerinde mutabık kalınan askerî kuvvet ve yeteneklerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması için gerekli adımların atılmasına karar verdi.

Bu kararın zamanlaması önemli.

Suudi Arabistan son dönemde Yemen’deki Husilerle çatışmanın yeniden yoğunlaştığı bir ortamda kendi topraklarına yönelik saldırılarla karşı karşıya. İttifakın açıklamasında Mekke ve Medine’ye yönelik saldırı girişimleri ile Suudi şehirleri ve sivil-ekonomik tesislere yönelik saldırılar özellikle vurgulandı. Dolayısıyla ittifakın ilk gerçek güvenlik testi, teorik bir devletler arası savaş senaryosundan önce füze ve İHA tehdidi üzerinden geliyor.

Fakat kararın en önemli kısmı hâlâ açıklanmamış durumda.

Suudi Arabistan’a kaç Türk askeri gönderilecek? Hangi birlikler görev yapacak? Hava savunma sistemleri mi konuşlandırılacak, savaş uçakları mı devreye girecek, yoksa istihbarat ve lojistik desteği mi sağlanacak? Görevin süresi ne olacak?

Şimdilik bunların hiçbirinin yanıtı yok.

Bu belirsizlik önemli çünkü askerî ittifakların gerçek kapasitesi bildirilerdeki ifadelerle değil, kuvvet tahsisi ve komuta zinciriyle ölçülür. Bir ittifakın “kolektif savunma” demesi siyasi bir taahhüttür. O taahhüdün hangi kuvvetle ve hangi şartlarda uygulanacağını belirlemek ise askerî mimaridir.

Mekke İttifakı şimdi ikinci aşamaya geçiyor: sözden kapasiteye.

Burada Türkiye açısından daha büyük bir soru ortaya çıkıyor.

Ankara, Suudi Arabistan’ın güvenliğini kendi güvenliğinin bir parçası olarak tanımlayan bir bölgesel savunma düzeninin içine giriyor. Bu, Türkiye’nin Körfez’deki askerî ve stratejik rolünü büyütebilir. Aynı zamanda Ankara’nın Yemen kaynaklı bir çatışmanın sonuçlarına daha doğrudan maruz kalması ihtimalini de artırır.

Üstelik ittifakın hukukî zemini hâlâ tartışmalı.

7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması henüz kamuoyuna açıklanmış değil ve anlaşmanın TBMM onay süreci tamamlanmış değil. DW’nin aktardığı üzere muhalefet de bu nedenle Türkiye’nin hangi hukuki zeminde askerî yükümlülük üstlendiğini sorguluyor.

Bu ayrıntı, önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olabilir.

Çünkü askerî kapasiteyi Suudi Arabistan’a taşımak teknik bir karar gibi görünse de, Türkiye açısından aynı zamanda anayasal ve siyasi bir karar anlamına geliyor.

Mekke İttifakı’nın geleceğini belirleyecek soru artık “ittifak var mı?” değil.

İttifakın hangi tehdide karşı, hangi kuvvetle ve hangi sınırlar içinde hareket edeceği.

Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood’un ittifakın ilk genel sekreteri olarak atanması da bu açıdan sembolik olmaktan öte bir gelişme. İttifak artık toplantıları olan bir siyasi platformdan kurumsal yapısı oluşturulan bir güvenlik mekanizmasına doğru ilerliyor.

Fakat kurumsallaşma beraberinde bir maliyet de getiriyor.

Türkiye’nin Suudi Arabistan’a vereceği askerî destek arttıkça Ankara’nın bölgesel krizlerdeki hareket alanı daralabilir. Çünkü bir ülkenin savunmasına yönelik verilen güvenlik taahhüdü, o ülkeye yönelik tehdidin niteliğini de doğrudan Türkiye’nin stratejik hesabının içine taşır.

Bu nedenle Riyad’daki kararın gerçek anlamı asker gönderme ihtimalinden daha geniş.

Türkiye, Körfez güvenliğinin dışarıdan izleyen aktörlerinden biri olmaktan çıkıp onun mimarisinde yer alan ülkelerden biri haline geliyor.

Mekke İttifakı’nın gerçek sınavı ise bundan sonra başlayacak.

İlk füze saldırısında değil; hangi noktada “Suudi Arabistan’ın güvenliği” ile “Türkiye’nin güvenliği” aynı askerî karar haline gelecek, asıl mesele burada.

Mehmet Yavuz Gezerman yazılarından devam et

Tüm arşivi aç