İşe Gelince / Karar Odası

Deniz Arda Erdem

Deniz Arda Erdem

Yönetim, karar ve iş hayatı yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Yöneticinin dağıttığı iş, ekibin kullanamadığı beceriyi gösterir

Yazısız bir ofis toplantısında görev kartlarını yeniden düzenleyen ekip; görev dağılımı ve beceri uyumunu anlatan özgün sahne

Bir çalışana sürekli aynı işi veriyorsanız, bir süre sonra elinizde onun kapasitesini değil, sizin görev dağıtma alışkanlığınızı gösteren bir tablo kalır. Yönetici bunu performans sorunu sanabilir. Oysa bazen sorun, kişinin yapabildiği iş ile önüne konan işin birbirine hiç değmemesidir.

OECD’nin 6 Şubat 2026 tarihli “How Workers Use, or Don’t Use, their Skills in the Workplace” raporu bu ayrımı önemli bir yere koyuyor. Çalışanların becerilerini daha fazla kullanabildiği işlerde iş ve yaşam memnuniyetinin de yükseldiğini belirtiyor. Raporda öz-yönetim ve görev takdirinin birçok ülkede en sık kullanılan beceriler arasında olduğu, beceri açığını azaltmak için adil görev dağılımı ve kapsayıcı yönetim uygulamalarına ihtiyaç bulunduğu vurgulanıyor.

Bu bulgu yöneticinin masasına pratik bir soru bırakıyor: Ekibimde hangi beceri hangi işin sonucunu iyileştiriyor? Özgeçmişteki beceri listesi bu soruya tek başına cevap vermez. Bunu görmek için teslim edilen işin ne kadar düzeltme istediğine, sorunun nerede çıktığına ve çalışanın hangi adımda takıldığına bakmak gerekir.

Bir çalışan toplantıda dağınık görünen bilgileri hızla bir karara bağlıyorsa ona yalnızca veri girişi vermek, ekibin karar hızını düşürür. Bir başkası müşterinin itirazını sakinleştirip doğru soruyu buluyorsa onu yalnızca rapor hazırlayan kişi olarak tutmak, ilişki bilgisini görünmez kılar. Yöneticinin görevi herkesi her işte denemek değildir. Hangi becerinin hangi sonuçta işe yaradığını fark edip görevi buna göre kurmaktır.

Bunun ilk ölçütü teslim kalitesidir. Bir iş zamanında bitiyor olabilir; yine de sürekli düzeltme istiyorsa görev ile beceri arasında bir uyumsuzluk vardır. İkinci ölçüt, çalışanın işi nasıl ilerlettiğidir. Her adımda onay isteyen bir düzen, yetkinin yanlış yerde kaldığını gösterebilir. Üçüncü ölçüt ise ekipte kimin sorunu ilk fark ettiğidir. Sorunu erken gören kişi çözümün ilk adımına dahil edilmiyorsa, yönetici o bilgiyi karar sürecinde değerlendirmemiş olur.

Bu işaretleri görmek için karmaşık bir yetenek envanteri gerekmiyor. Bir sonraki görev dağılımında üç satır yeterli: Bu iş hangi sonucu üretecek, işi alan kişinin hangi becerisi sonucu hızlandıracak, kararın hangi bölümünde kendi başına hareket edebilecek? Bu sorular görevi kişiye uydurmaz; görevin gerçek ihtiyacını görünür kılar.

Burada yetki devriyle işi başkasının üzerine bırakmayı ayırmak gerekir. Dosyayı çalışana gönderip “sen hallet” demek yetki devri değildir. Sonucun sınırını, karar alanını ve geri dönüş zamanını söylemeden sorumluluk vermek, çalışanın hangi kararı kendi başına alamayacağını belirsiz bırakır. Yönetici işi devrederken neyin kendi onayında kalacağını da belirtmelidir. Böylece çalışan hem hareket eder hem de hangi noktada duracağını bilir.

Görev dağılımı bir kez yapılıp unutulacak bir çizelge de değildir. Ekip büyüdükçe, müşteri değiştikçe veya teknoloji işi dönüştürdükçe becerilerin değeri de yer değiştirir. Üç ay önce rapor yazan kişi bugün süreçteki tıkanmayı herkesten önce görüyor olabilir. Onu aynı görevde tutmak, tıkanmanın nedenini bilen kişinin çözüm görüşmesine katılmaması anlamına gelir.

Yöneticinin adil olması herkese aynı işi vermesi anlamına gelmez. Adalet, insanların farklı güçlü yanlarını ekibin ortak sonucuna bağlayabilmektir. Bunun yolu da görev dağılımını alışkanlıktan çıkarıp gözlenebilir sonuçlarla konuşmaktan geçer. Yönetici her yeni görev dağılımında hangi becerinin işe yaradığını ve hangi sorumluluğun yeniden düzenlenmesi gerektiğini not ederse, ekipte kullanılmayan becerileri daha erken fark eder.

Deniz Arda Erdem yazılarından devam et

Tüm arşivi aç