İstanbul’da yaşayan gençlerin önemli bir bölümü şehrin tarihini, kendi ulaşım hattının iki ucunda sanıyor. Kadıköy’de oturup Beykoz’u, Esenler’de oturup Heybeliada’yı merak etmek mümkün; fakat merakın geziye dönüşmesi, çoğu zaman bilet parasından önce zaman ve bilgi meselesine takılıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Gezi İstanbul programı bu yüzden dikkate değer. 18-29 yaş arasındaki gençlere ücretsiz geziler öneriyor; uzman rehberler eşliğinde kültür tarihi, semt, arkeoloji, müze, gastronomi ve doğa başlıklarında yıl boyunca 80 gezi planlıyor. Ağustos takviminde Osmanlı’nın kadın sultanlarından Beykoz’a, Haliç’ten Boğaziçi’ne uzanan rotalar var. Programın şartları arasında İstanbul’da ikamet etmek ve Müze Kart sahibi olmak bulunuyor.
Bu tür bir programı yalnızca “gençler gezsin” haberi olarak okumak kolay. Oysa İstanbul’da kentin kültürel birikimi ile ona erişme imkânı aynı yerde durmuyor. Şehrin merkezinde yaşayan kişi için müze, tarihi yapı veya eski bir semt gündelik hayatın arka planına karışabilir. Çeperde yaşayan, çalışan ya da şehre yeni gelen biri için aynı yerler ayrı bir plan, uzun bir yol ve kime kulak verileceği belirsizliği demek.
Buradaki görünmez masraf para kadar zamandır. Bir yere gitmek için ulaşımı bilmek, hangi kapıdan girileceğini öğrenmek, tek başına gidildiğinde neye bakacağını kestirmek gerekir. Bir müzenin ya da tarihi semtin herkese açık olması, oraya nasıl gidileceğini ve içeride neye bakılacağını herkesin bildiği anlamına gelmez. İnsanların çoğu bazen ücret yüzünden, bazen de o mekânda kendine yer bulamayacağını düşündüğü için gitmez.
Rehberli ve ücretsiz bir rota bu eşiği düşürüyor. Daha önemlisi, şehri tüketilecek manzaralar toplamı olmaktan çıkarıp bağlantılar içinde gösteriyor. Bir semtin mimarisi, bir müzenin koleksiyonu ve bir meydanın siyasal tarihi aynı gün içinde birbirine değebiliyor. Katılımcı, kendi yaşadığı semtle daha önce görmediği yerler arasında bir bağ kurabiliyor.
Programın sınırı da burada başlıyor. 18-29 yaş grubu, bir başlangıç için anlamlı; fakat şehrin kültürel hayatından uzak kalma sorunu bu yaş aralığına özgü değil. Vardiyalı çalışan, çocuğuyla gezen, engelli bir yurttaş ya da İstanbul’a yeni taşınmış daha yaşlı biri de aynı erişim eşiğiyle karşılaşabilir. Ücretsiz etkinlik bu sorunu tamamen çözmüyor; yaş, çalışma saati ve ulaşım koşulları hesaba katılmadığında başka insanlara yine uzak kalıyor.
İstanbul’u tanımak bir prestij faaliyetine dönüştüğünde şehir, onu zaten bilenlerin daha rahat dolaştığı bir dekor olur. Oysa şehir bilgisi birikmiş ayrıcalık olarak kalmamalı. Belediyelerin kültür programları rotaları çoğaltırken saatleri, ulaşımı, erişilebilirliği ve farklı yaşların gündelik temposunu da hesaba katarsa daha fazla kişi bu gezileri kendi haftasına yerleştirebilir.
İstanbul’un tarihi her gün önümüzden geçiyor; programları tasarlarken insanların işe, bakıma ve yola ayırabildiği zamanın aynı olmadığını hesaba katmak gerekiyor.