İstanbul’un suyu tasarruf çağrısından daha büyük bir mesele
İstanbul’da su konuşulurken cümle çoğu zaman banyoda başlıyor: Duşu kısaltın, musluğu kapatın, sebzeyi akan suyun altında yıkamayın. Bunların her biri makul. Fakat şehrin su meselesini yalnızca ev içindeki birkaç alışkanlığa indirince, 15 milyondan fazla insanın yaşadığı bir sistemin sorumluluğu tek tek vatandaşların omzuna bırakılıyor.
İSKİ kendi verilerinde 15 milyon 754 bin kişiye hizmet verdiğini, şehre günde ortalama 3 milyon 17 bin metreküp su verdiğini belirtiyor. Bu rakamlar suyu yalnızca musluktan akan bir kaynak olmaktan çıkarıyor. İstanbul’un suyu barajdan eve kadar uzanan arıtma tesisleri, binlerce kilometrelik hat, ölçüm, bakım ve karar zincirinin sonucu. Kurumun verdiği bilgiye göre kentte 25 içme suyu arıtma tesisi ve 23 bin kilometre içme suyu hattı bulunuyor.
Bu tablo, kişisel tasarrufu gereksiz kılmaz; tersine, davranışın gerçek yerini gösterir. Evde boşa akan suyu kısmak bir yurttaşlık alışkanlığıdır. Ama bu alışkanlık, şehrin kaynak verimini, hatların yenilenme ihtiyacını ve kuraklık riskini tek başına yönetemez. Musluğu kapatan kişi kendi payını görür. Görmediği şey, o suyun kente hangi maliyetle ulaştığı ve kararların hangi tarihte alındığıdır.
Tarife de bu görünmeyen sistemi hanelerin içine taşır. İSKİ’nin 2026 konut tarifesinde aylık 0-15 metreküp kullanım için su ve atık su toplam birim fiyatı 52,88 TL; 16-30 metreküp aralığında 80,58 TL; 31 metreküp ve üzerindeyse 116,55 TL olarak yer alıyor. Ayrıca ilk 15 metreküpte “İnsani Su Hakkı” uygulaması bulunuyor. Basamaklı tarife, fazla tüketimi pahalılaştırarak davranışa işaret eder. Fakat aynı miktar suyun farklı evlerde farklı anlamlara geldiğini de unutmamak gerekir. Kalabalık bir hanenin, bakım ihtiyacı olan bir kişinin ya da evden çalışan bir ailenin tüketimi yalnızca irade cetveliyle okunamaz.
Su tasarrufu kampanyalarının zayıf noktası burada başlıyor. Su ayak izini hesaplamak, baraj doluluklarını izlemek ve evdeki tüketimi azaltmak ölçülebilir bir başlangıç sağlar. İSKİ’nin Su Protokolü de bu ölçüm ve farkındalık fikri üzerine kuruluyor. Ölçülebilen davranış değişir; ancak her ölçümün bir sınırı vardır. Sayaç, muslukta ne yaptığımızı gösterir; şehrin hangi yatırımı ertelediğini veya hangi mahallenin altyapı yenilemesine daha çok ihtiyaç duyduğunu göstermez.
İstanbul’un su yönetimi bu yüzden iki ayrı dikkat ister. İlki, kişinin kendi tüketimini savunmaya geçmeden görmesi. İkincisi, kurumların suyu yalnız kesintisiz sağlayabildikleri günlerde değil, kaynakların zorlandığı dönemde de açıklanabilir biçimde yönetmesi. Baraj grafiği yayımlamak önemlidir; bunun yanına kayıp-kaçak, bakım, yeni kaynak, arıtma kapasitesi ve mahalle ölçeğindeki altyapı kararlarının da anlaşılır bir hesabı eklenmelidir.
Bu meselede yurttaşa “daha az kullan” demek kolaydır, çünkü cümle hemen uygulanabilir görünür. Kuruma “hangi kapasiteyi ne zaman kuruyorsun?” diye sormak daha zahmetlidir; cevabı da bir banyo süresine sığmaz. Oysa İstanbul’un gerçek su güvenliği bu iki sorunun birlikte sorulmasına bağlı. Kişisel tasarruf günlük davranışı düzeltir. Kamusal hesap ise o davranışın bir şehri taşıyıp taşıyamayacağını belirler.